Arşiv

Monthly Archives: Kasım 2011

26 Kasım 2011’de, Dersim Katliamı’nı değerlendiren CHP Ankara Milletvekili Gülsün Bilgehan şu açıklamalarda bulundu:

Bu sorunun çözülme yöntemi bugünkü insan haklarına uymuyor ama o dönemde başka çare yokmuş zaten. Bence sonuca bakmak lazım. Sonuçta bugün Tunceli bölgesi en görgülü, en eğitimli, demokrasiye inanan insanlardan oluşuyor. Mesela sürgünlerden söz ediliyor. O sürgünlerde çok iyi yetişmiş genç kızlar da var. Belki o bölgede, ortaçağ şartlarında kalsalardı o aileleri kuramayacaklardı.

Temmuz 2010’da Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek, Yozgat’ta katıldığı Meslek Yüksek Okulları temel atma töreninde eğitim konusuna değindi:

Nijerya’daki Nijeryalılara Türkçe’yi öğrettik, Hakkari’dekine, Diyarbakır’dakine halan Türkçe’yi öğretemedik. Bu, devletimizin ayıbıdır, bizim ayıbımızdır. Çünkü eğitime yeteri kadar önem vermedik, veremedik. Bunun bedelini yoksulluk olarak ödüyoruz, terör olarak ödüyoruz.

2005’te Van 100. Yıl Üniversitesi Genel Sekreter Yardımcısı Enver Arpalı, yolsuzluk iddiasıyla Savcı Ferhat Sarıkaya’nın yürüttüğü operasyonda tutuklandı. Dört ay mahkemeye çıkarılmadı ve  cezaevinde intihar etti. Dönemin Adalet Bakanı Cemil Çiçek Arpalı’nın intiharını şöyle değerlendirdi:

Maalesef öyle (intihar) gözüküyor. İp olmasa bile çarşaf var orada. Çarşafı kesiyor yine yapıyor. Çarşafsız da yatıracak halimiz yok.

Başbakan Tayyip Erdoğan 12 Eylül 2010’daki referandum öncesi Tüsiad’a şöyle seslendi:

Ben de bugün konuşmamda dedim ki ‘Bakın burada da tavrınızı ortaya koyun, hayırsa ‘hayır’ deyin, evetse ‘evet’ deyin. Çünkü bitaraf olan bertaraf olur’. TÜSİAD hemen açıklama yapmış. ‘Bizden kimse irade beyanı isteyemez’ demiş. Peki 2000-2001’deki irade beyanını nasıl yaptın? Bu ülkeyi biz sermayenin hegemonyasına terk etmeyeceğiz. Bunu bir defa açıkça ortaya koymak gerekiyor. Yani geçmişte siz iktidarlarla böyle köşeye sıkıştırıp kedi köpekle oynar gibi oynayabilirdiniz. Ama bu iktidarla oynayamazsınız. Bir şey hayırsa ‘hayır’ dersin, evetse ‘evet’ dersin. Karşımıza gelip farklı, kapıdan çıktıktan sonra farklı diyor. Biz bu tür şeylere pek alışık değiliz.

19 Aralık 2000’de gerçekleştirilen ve otuzdan fazla mahkumun öldürüldüğü “Hayata Dönüş Operasyonu”nun ardından dönemin Adalet Bakanı Hikmet Sami Türk şu açıklamalarda bulundu:

Bu operasyonun amacı, çocuklarınızı kurtarmaktır, onlara devletin şefkatli eli uzanmıştır. … Bu devletin şefkat operasyonudur. İnsan hayatı kurtarma operasyonudur.

Açıklama yaptığım saate kadar çoğu kendini yakmak suretiyle tutuklu ve hükümlülerden 16’sı ölmüş, 78’i de yaralanmıştır.

Rize Belediye Başkanı Halil Bakırcı 29 Haziran 2010’da yaptığı bir konuşma esnasında Kürt meselesine şöyle bir çözüm önerdi:

… Zaman zaman ikinci eşler de olmuştur. Bu bizim kültürümüzde vardır. Kanunlarımız buna müsait değildir ama maalesef Türkiye’de oluyor. Bu tip hallerde, işte insan belli bir yaşa gelmiştir, çocuğu olmuyor veya eşi rahatsızdır. Bunu söylemek istemiyorum ama Türkiye’de görünen bir gerçek vardır. Bu gerçeği kabullenelim. İnsanlar, evlilik ihtiyaçlarını metres veya benzer şekilde tamamlıyor. Bu tip insanların bunlara girmemesi lazım; o bölgelerden veya oradaki insanlar bu bölgelerden evlilikleri, hısımlıkları arttırarak bu sorunu otuz yıl gibi kısa bir sürede – belki de devletin bunu biraz teşvik etmesi lazım – aza ineceğine, çözüleceğine inanıyorum.

Gelen tepkiler üzerine ertesi gün gerçekleştirdiği özür konuşmasında da :

Doğu illerinden kız alışverişinin devam etmesi gerektiğini vurgulamak

istediğini belirtti.

Recep Tayyip Erdoğan 13 Nisan 2011’de, Avrupa Konseyi Parlementerler Meclisi konuşması sırasında Ahmet Şık’ın yayımlanmadan toplatılan “İmamın Ordusu” isimli kitabı hakkında sorulan bir soruya verdiği yanıtta şu ifadeleri kullandı:

Bombayı kullanmak suçtur. Ama bombanın hazırlanmasındaki malzemeleri kullanmak da suçtur.

2005’te Boğaziçi Üniversitesi’nde yapılması planlanan Osmanlı Ermenileri konferansıyla ilgili dönemin Adalet Bakanı Cemil Çiçek 24 Mayıs’ta Genel Kurul’da şu sözleri sarfetti:

Milletçe, devletçe yoğun çaba içindeyken bu çabaları arkadan hançerlemek ne anlama geliyor? Şimdi siz, o zaman falanca ülkenin parlamenterlerini nasıl ikna edeceksiniz? Bunlar pekala diyecek ki ‘Siz bizi ikna etmeyin, gidin Boğaziçi Üniversitesi’nde, Boğaz’a bakarak bu yalanları söyleyenleri ikna edin.’ Dolayısıyla bu, Türk milletini arkadan hançerlemektir. Bunu açık olarak söyleyebilirim. Birçok cemiyetler, dernekler var ya, ‘Bu ülkede özgürlük yok’ diyorlar ya, bu ülkede milleti arkadan hançerleme, bu millete iftira etme özgürlüğü var. Hükümet olarak bir yetkimiz olsaydı gereğini yapardık. Keşke Adalet Bakanı olarak dava açma yetkisini devretmeseydim. Şimdi YÖK ne yapacak merak ediyorum. Boğaziçi Üniversitesi ne yapacak, onu merak ediyorum. Milletimiz de merak ediyor. Bu sorumsuzluk, bu ciddiyetsizlik, bu millete küfretme, bu milletin nüfus cüzdanını taşıyanların bu milletin aleyhine propaganda yapma, hıyanet etme dönemini artık kapatmamız lazım.

Konferans Boğaziçi Üniversitesi’nden Bilgi Üniversitesi’ne alındı.

2009 yerel seçimlerinden sonra dönemin Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek  DTP’nin aldığı sonucu yorumluyor:

 Iğdır’ı da aldılar, yani Ermenistan sınırındalar. AKP o bölgede sadece Mardin’i kazandı. Tamam, Ankara’yı aldık diye sevinebiliriz, CHP de İzmir’i aldık diye övünebilir. Ama bu kutlamanın Türkiye’nin güvenlik açısından sorunlu bölgesine yardımı olmaz. Oraya ayrıca dikkatle bir bakmak gerekir.

1990 yılında Kadın ve Aileden Sorumlu Devlet Bakanı Cemil Çiçek Cumhuriyet gazetesine verdigi demeçte şöyle dedi:

Bu, hayvani içgüdülerle insanların birbirine yaklaşmasıdır. Konfeksiyoncu dükkanı mı bu, sık sık elbise gibi değiştirsin. Bunu kabul etmek mümkün değil. Flörtün fahişelikten ne farkı var? Sonuçta bunda hep kadın zararlı çıkıyor.

Gelen tepkiler sonucunda ise ertesi günlerde şu yazılı açıklamayı yaptı:

Kastım, flört adı altında gayrimeşru beraberlikler oluşturan cinsel birlikteliklerdir.

.

Aralık 2010’da boşanmasına rağmen kurtulamadığı kocası tarafından öldürülen Ayşe Paşalı’nın ardından Kadın ve Aileden Sorumlu Devlet Bakanı Aliye Kavaf şu açıklamayı yaptı:

Yasal düzenlemelerimiz bir çok ülkeye göre çok ilerde. Hakim, şiddet uygulayan eşe psikolojik tedavi aldırabiliyor. Almazsa hapis cezası da verebiliyor. Maalesef uygulama hemen sabahtan akşama olmuyor. Bu tür olayların olmaması için her türlü mücadeleyi sürdürüyoruz. Ama yine de münferit vakalar olabiliyor.

13 Kasım 2009 tarihinde yapılan Meclis Genel Kurulu’nda Antalya Milletvekili ve eski CHP Genel Başkanı Deniz Baykal Kürt açılımını şu sözlerle değerlendirdi:

Herkes elbette kendi kimliğine sahip olacak. Ama biz bir devletiz. Adımız Türk. Bize bu ismi dünya verdi. Bize Türk diyorlar. Bize Ermenileri kestiniz diyorlar. Peki bize “Ermenileri Türkler mi kesti, etnik Türkler mi kesti?” diyorlar. Hayır. Hepimiz Türküz. Bu yanlışın Kürt-Türk ayrımı yapılmadan yapıldığını söylemek istiyorum. Türkiye’de “Ben Kürtüm” diyebilmek o insanın şanıdır, onurudur, buna şüphe yoktur. Bunda bir problem yok. Ama bu demek değildir ki biz ayrıyız, ayrışalım, analar ağlamasın. Yok böyle bir şey.

Dönemin Kadından ve Aileden Sorumlu Devlet Bakanı Nimet Çubukçu Malatya Çocuk Esirgeme Kurumu skandalının ardından yaptığı “Kurumların hepsinde en az dörder muhbirim var.” açıklamasına gelen tepkiler üzerine 9 Kasım 2005’te şunları söyledi:

Eleştirilerin pek o kadar üstünde durmuyorum. Çünkü muhbirlik denilen şey o kadar da kötü bir şey değil. Avrupa’da sokağa bir tane çöp atın bakın, vatandaşlar sizi nasıl ihbar ediyor. Avrupa’nın bugünkü gelişmişliği biraz da birbirlerinin yanlış davranışlarını ihbar etmelerinden kaynaklanıyor.

Çubukçu daha sonra, Milli Eğitim Bakanı olduğu dönemde de okullardaki şiddet sorununu ‘Çocuk Polisi Okul Temsilcisi’ atayarak çözdü.

Melih Gökçek 1994 yılında, Altınpark’tan müstehcen bulduğu için kaldırttığı Mehmet Aksoy ve Azade Köker’in “Periler Ülkesinde” isimli heykeli için Haziran 1994’te şu yorumda bulundu:

Kadınla erkek bu heykellerde sevişme halindeler, orgazm halindeler. Ahlaksızlığın adını sanat koymuşlar. Ben böyle sanatın içine tükürürüm.

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, 8 Ocak 2011 günü Kars Cumhuriyet Meydanı’nda düzenlenen toplu açılış törenindeki konuşmasında, tanınan heykeltıraş Mehmet Aksoy’un yaptığı İnsanlık Anıtı’nı eleştirerek, şu ifadeleri kullandı:

Bir şeyi daha vurgulayacağım: Hasan Harakani’nin türbesinin hemen yanı başında bir ucube oraya koymuşlar. Bir garip bir şey dikmişler. Tabi bu oradaki tüm vakıf eserlerinin, o sanatkarane eserlerin olduğu yerde böyle bir şey olması düşünülemez.

Konuyla ilgili olarak belediye başkanımız görevini süratle yerine getirecektir. Bunu süratle bekliyoruz. İnşallah ilk gelişimizde bunu da göreceğiz.

O çevreyi istimlak ederek, o bölgeyi de gayet güzel bir park haline belediye getirecektir.

26 Şubat 2011’de, Marmaray Projesi’ndeki gecikmeler üzerine yaptığı yorumda Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın görevlendirmesi ve İstanbul Arkeoloji Müzeleri’nin başkanlığında yürütülen ve uluslararası düzeyde de büyük ilgi toplayan kazı çalışmaları sonucu, Bizans ve Osmanlı başkentinin dünya ticaretindeki yerini kanıtları ile ortaya koyan, İstanbul tarihine dair bilim dünyasında daha önce bilinmeyen olguları gün yüzüne çıkaran Bizans’ın savaş ve yük gemilerine dair arkeolojik bulgularla ilgili şu yorumu yaptı:

Sürekli yok arkeolojik şey, yok çömlek çıktı, yok şu çıktı, yok bu çıktı ile önümüze engeller koydular. Bunlar insandan çok daha mı önemliydi.

Van depreminin ardından 29 Ekim 2011’de, Başbakan Yardımcısı Beşir Atalay, yabancı devletlerin yardım taleplerinin neden reddedildiğini şu sözlerle açıkladı:

Hangi ülkeler hemen aradı, yardım gönderme teklifinde bulundu, elimizde listeler var. Tabii öncelikle kendi potansiyelimizi görmek amacıyla arama kurtarma yardım ekipleri bekletildi.