Arşiv

Monthly Archives: Mart 2012

İçişleri Bakanı İdris Naim Şahin Şehitkamil Kültür ve Kongre Merkezi’nde 28 Mart 2012’de düzenlenen bir etkinliğe katıldı. Burada 21 Mart günü yaşanan olayları değerlendiren bakan, şöyle konuştu:

Geçen Çarşamba günü yaşadık, Nevruz Günü yaşadık. Güya bayram günüydü o gün. Ve ‘bayramımızı kutlatmıyorsunuz’ diyen birilerinin de bu arada gürültülerini dinledik, dinliyoruz. Soruyorum; 21 Mart Nevruz Bayramı, bu ‘yeni gün’ demek, yani baharın ilk günü. Kıştan çıkıldığı, bahara merhaba denilen gündü o gün. Bugünlerde öyle. Peki nasıl yeni bir gün bu? Yeni Kalaşkinofların, yeni biksilerin, yeni kanasların polise, askere doğrultulduğu gün mü Nevruz Günü sizin kitabınızda? Yetmedi, Cizre’de uzun namlulu silahla, Kalaşnikofla 21 Mart akşam üzeri orada Nevruz gününde, Nevruz kutlamasında polise tarama yaparak mı kutlamadır Nevruz Günü sizin kitabınızda, sizin törenizde. Varsa kitabınız, varsa töreniz… Olamaz zaten böyle bir şey. Peki soruyoruz sizin kitabınızda Nevruz Günü İstanbul’da otobüs duraklarını yakmak mıdır Nevruz? … Dükkanları talan etmek midir Nevruz? Bayram budur sizin kitabınızda? Önüne gelene, hedef gözetmeden ateş etmek midir Nevruz? Öldürmek midir Nevruz, yaşatmak mıdır bayram?

Sonrasında “yaşamaktan ve yaşatmaktan yana” olduklarını söyleyen Naim sözlerine şöyle devam etti:

Ama birilerinin kitabı, birilerinin bayramı, öldürmekten yanaysa da şu bilinsin ki 75 milyon vakur ve sessiz yığının; silahına da gerek yok, yumruğuna da gerek yok, sadece birer tükürüğü o 75 bin haini yok etmeye yeter ve yetecektir. 

AKP Genel Başkan Yardımcısı Ekrem Erdem, CHP’nin 4+4+4 eğitim yasasına tepkilerini şöyle değerlendirdi:

28 Şubat’ın izlerini silmek bir kere milli bir görev. Dolayısıyla burada CHP ne kadar yırtınırsa yırtınsın, ne kadar çırpınırsa çırpınsın yapacağı bir şey yok. En fazla geciktirir; bir günde çıkacak yasa, 2 gün olur, 3 gün olur, 5 gün olur ama çıkar. Daha çok dayatırlarsa, Meclis’i çalıştırmak bizim görevimizdir. Meclis gündeminde bulunan Meclis İçtüzüğü’nü değiştiririz.

Başbakan Yardımcısı ve Hükümet Sözcüsü Bülent Arınç, 25 Mart 2012’de Bursa’da yaptığı konuşmada, bir yerel gazetenin 22 Nisan’daki Bursa AKP kongresine Başbakanın gelip gelmeyeceği ile ilgili haberine şöyle tepki verdi:

Başbakanımız, Allah izin ve imkanı verirse kongreye gelir. Diyelim ki gelemedi. Ben gelirim. Diyelim ki ben gelemedim. Bu kongre yapılır. Sen ne demek istiyorsun arkadaş? İçindekini böyle başlığa çıkarman ayıp oluyor. Senin içinden geçeni ben biliyorum. Çünkü sen eski günlerin özlemi içindesin. Sen istiyorsun ki Bursa’da eskiden bazı yanlışlıklar yapılmıştı ’Ah ne de güzel olmuştu. Nerden çıktı bu adam şimdi? Doğru düzgün kongre yapmaya çalışıyor’ diye bana çakmaya çalışıyorsun. Bana çakılmaz arkadaş! Ayağını denk al. 22 Nisan’dan sonra seninle daha rahat konuşuruz.

Başbakan Süleyman Demirel Trabzon’un Of ilçesinde 14 Ağustos 1967’de yaptığı konuşmada Karadeniz Teknik Üniversitesi’nde kendisini protesto etmek için toplandıklarını öğrendiği solcu öğrencilerle ilgili olarak şu saptamalarda bulundu:

Birtakim ne idüğü belirsiz fukaralar, tüfeyli solaklar, birtakım budalalar, Türk halkının arasına girip, Türk halkını bölmek için zehirlerini akıtacaktır. Seni kandırıldığını sananlar seni kandırmaya çalışanlardır. 

Bu memleketin hürriyet havasını istemeyenler, başka memleketlerdeki esaret düzenlerine gıpta edenler, kapılar açık, çekip o memleketlerine gitsinler. Ne zannediyorlar Türk milletini?

Ankara Emniyet Genel Müdürlüğü, Bilgi Edinme Kanunu kapsamında polisin 31 Mayıs 2011 tarihinde gerçekleşen Hopa eyleminde ne kadar ve kimlere yönelik biber gazı kullandığını öğrenmek isteyen bir vatandaşa cevap verdi. Bu cevabı genelgeçer bularak tatmin olmayan vatandaş Ankara 12. İdare Mahkemesinde dava açtı. Genel Müdürlük mahkemeye gönderdiği savunmada bu soruya neden cevap veremeyeceğini Ocak 2012’de şöyle açıkladı:

Kötü niyetli üçüncü kişiler tarafından ele geçirilme halinde ise, kamu düzeni ve kamu güvenliği açısından zafiyet oluşturabilecek devlet sırrı niteliğinde bilgi ve belgeler olduğu açıktır.

2010 yılında Aydın, Kuşadası’nda götürüldüğü polis merkezinde maruz kaldığı polis şiddeti merkezdeki kamera tarafından kaydedilen Fuat Şengül’ün uğradığı darpın iki yıl sonra savcılığın görüntüleri yanlışlıkla başka bir dava dosyasına koyması sonucu basına yansıması üzerine 20 Mart 2012 tarihinde olayla ilgili açıklama yapan Aydın Valiliği polisin vatandaştan davacı ve şikayetçi olduğunu belirtti. Aynı açıklamada şahsın “agresif” hareketlerde bulunduğu söylendikten sonra polisin dayak görüntüleriyle ilgili şöyle denildi:

Yere yatırılarak arkadan kelepçe takılmak sureti ile etkisiz hale getirilmeye çalışıldı. 

TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu bünyesinde oluşturulan alt komisyon 5 Ocak 2012 tarihinde bir oğlu dağda bulunan, diğer oğlu da çatışmada ölen Mehmet Karakaya’yı dinledi. MHP Kayseri Milletvekili Yusuf Halaçoğlu babaya “Seyit misiniz?” sorusunu sordu. Babanın onaylaması üzerine ise şu saptamada bulundu:

Seyitseniz Kürt değilsiniz.

Halaçoğlu’nun bu sözleri üzerine BDP Mersin Milletvekili Ertuğrul Kürkçü’nün protesto ederek masaya kalemini atması üzerine Halaçoğlu şöyle konuştu:

Peygamber soyundan gelen seyit Kürt olamaz. Arap olur. 

Kürkçü’nün “Seyit sadece Arap’la mı evlenir?” diye tepki göstermesi üzerine Halaçoğlu şöyle yanıt verdi:

Soy babadan gelir. Bunu öğrenin. 

CHP İstanbul Milletvekili Umut Oran’ın Van depremi mağdurlarına ilişkin soru önergesini yanıtlayan Başbakan Yardımcısı Beşir Atalay, önergedeki “Van’daki çadırkentlerde bugüne kadar kaç yangın çıktı? Bu yangınlarda kaç kişi yaşamını yitirdi?” ve “Aşırı soğuklar nedeniyle kaç kişi rahatsızlanarak tedavi gördü?” sorularına 22 Şubat 2012’de şu yanıtı verdi:

Devletimiz tarafından oluşturulan çadırkent alanlarında herhangi bir yangın meydana gelmemiş olup, münferit olarak vatandaşlarımızın kendi imkanlarıyla kurdukları çadırlarda meydana gelen yangınlar dolayısıyla 6’sı çocuk 9 vatandaşımız yaşamını yitirmiştir.

Sağlık konusunda her türlü önlem alınmış olup aşırı soğuktan dolayı hastalanıp müracaat eden afetzede bulunmamaktadır.

TOBB yöneticilerinin Bitlis’teki Askeri Gazinoda ağırlandığı ve 4 Nisan 2004 tarihinde gerçekleşen gecede Kürtçe “Kibar Zeyno” türküsünü askerlerin hep bir ağızdan seslendirmesi Başbakan Bülent Ecevit tarafından bir “hoşgörü örneği” olarak nitelendirilmiş, gecede TOBB Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu da çeklien halaya eşlik etmişti. Sonradan halaya katılmadığını belirten Hisarcıkoğlu’nun yanı sıra Bitlis Valisi Uğur Boran da bir gün sonra şu açıklamayı yaptı:

Yemekte kesinlikle Kürtçe türkü okunmadı. Bu haber bizi çok üzdü. 

Boran söz konusu kasedin jandarmada incelemeye alındığını da sözlerine ekledi.

 

Büyük Birlik Partisi’nin Eski Başkan Yardımcısı Orhan Kavuncu Alperen Ocakları Dergisi Burdur Temsilciliği tarafından 6 Ocak 2003 tarihinde düzenlenen Avrupa Birliği, Kıbrıs, Irak Üçgeninde Türkiye Konferansı’nda Kıbrıs meselesiyle ilgili şu çözüm önerisinde bulundu:

Gerekirse Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Türkiye’ye bağlanarak, Mersin ilinin bir ilçesi yapılabilir. 

Kıbrıs’ı bilenler Rumlarla Annan’a güvenip bazı işler yapmaya kalkmazlar. Kıbrıs konusunda bütün açıklamalara rağmen haklıyız. Bu sevdadan vazgeçmemeliyiz. 

Birlik ve Huzur Partisi Genel Başkanı Seyyid Emanullah Gündüz partisini neden kapatma kararı aldığını 16 Mart 2011 tarihinde şöyle açıkladı:

Sayın Başbakanın 2014’te halk tarafından seçilecek olan ilk cumhurbaşkanı olacağı ve 5+5 sistemi ile 2024’e kadar cumhurbaşkanı olacağı açıkça ortaya çıkmıştır. Partiyi kurduğumuz zaman ortaya koyduğumuz 2030 hedefinin ne kadar doğru olduğu görülmüştür. Mevcut siyasi konjönktör ve partimizin içinde olduğu maddi imkansızlıklar bize çalışmalarımıza ara vermemizi gerektirdi. Bir ay içinde partimizi dağıtıp tüzel kişiliğini sonlandıracağız. Ancak siyaseti bırakmıyoruz, pes etmiyoruz, ideallerimizden vazgeçmiyoruz. Yapmamız gerekenlerin öncelik sırasını değiştiriyoruz. Ara verdiğim işlerime ve okuluma dönüp geleceğe daha iyi hazırlanacağım, başlamış olduğum kitapları yazacak ve çalışmalarımıza sivil toplum kuruluşu olarak devam edeceğiz. 

CHP İstanbul Milletvekili Nur Serter 15 Mart 2012’de katıldığı bir televizyon programında İstanbul Üniversitesi’nde rektör yardımcılığı yaptığı dönemde kurduğu ikna odalarıyla ilgili şöyle konuştu:

Eğer o çocuklara o günkü mevzuat, yönetmelik gösterilip de kayıt olmak için şartlar şunlar denmemiş olsaydı, gelin ne olur okuyun denmeseydi, bu kızlarımız şimdi üniversiteye girememiş olacaklardı.

Zaman zaman haksız saldırılara karşı keşke yapmasaydım, kapının önünde bekleselerdi dediğim oluyor; çünkü çok haksızlık yapıldı bana. Ama sonra düşündüğümde vicdanen pırıl pırılım. 

12 Mart 2012’de İstanbul Esenyurt’taki Marmara Park alışveriş merkezinin inşaat şantiyesinde işçilerin yatakhane olarak kullandığı çadırlarda çıkan yangında 11 işçi hayatını kaybetti. Çalışma Bakanı Faruk Çelik 15 Mart’taki Plan Bütçe Komisyonu’nda CHP’li Mevlüt Aslanoğlu’nun “İşçilerin kaderi bu muydu?” sorusu üzerine şöyle dedi:

Olay kaza değil. Önlem alınsa yaşanmazdı. Ama kader mi, kader…

Siirt’in Pervari ilçesinde YİBO öğrencilerinin 2 ve 3 yaşındaki çocuklara tecavüz edip çocuklardan birini öldürmesi olayında ailelelerin aralarında anlaşarak olayı kapama girişimlerinin ortaya çıkması üzerine konunun sorulduğu DP’li Pervari Belediye Başkanı İsmail Bilen 27 Nisan 2010 tarihinde şöyle bir yorum yaptı:

Adalete karışmayız. Adalet onları serbest bırakmıştır. Pervari küçük bir yer hepimiz akrabayız. Olayı kapattık, unuttuk gitti kendi aramızda. Kimse Pervari’nin huzurunu bozmasın. Biz kendi aramızda kapattık diye kaymakamsız, savcısız ve emniyetten habersiz yapmadık. Onlarla beraber yaptık.

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan 19 yıldır süren ve 13 Mart 2012 tarihinde 7 sanığı için mahkemenin zamanaşımı kararı verdiği Sivas katliamı davasını şu sözlerle değerlendirdi:

Milletimiz için, ülkemiz için hayırlı olsun. Zaten onlar da söylüyorlar… Yıllar yılı içerde olan vatandaş, içlerinde kaçak olanlar vardı… Bilemiyorum tabii onlar da var…

Sanatçı Tarkan’ın Allianoi ile ilgili mahkemece alınan koruma kararının uygulanmamasına yönelik üzüntüsünü belirtmesi üzerine Eski Çevre ve Orman Bakanı Veysel Eroğlu İzmir Bayındır ilçesi Belediye Başkanı Mehmet Kertiş’i ziyaret ettiği 31 Ağustos 2010 tarihinde şöyle bir yorumda bulundu:

Sanatçı arkadaş sanatıyla ilgilensin. Herkesin bir ihtisası vardır. Herkesin bilmediği bir konuya burnunu sokarsa çok yanlış olur. Ben kalkıp da onun sanatıyla ilgili bir şey söylesem ne derece yanlış olursa, onun da bir baraj ya da tarihi eserin korunmasıyla ilgili söyleyeceği şey fevkalade yanlıştır. 

Tarkan’a selam söylüyorum. Güzel şarkı söylüyor. Ama bu konularda bizden bilgi alırsa memnun oluruz. Kuru sıkı atmasın.

Eroğlu aynı konuşmasında Allianoi diye bir yerin olmadığını da tespit ettiğini belirtmişti.

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan 6 Mart 2012’de yapılan grup toplantısında Hocalı’daki katliamı anma mitinginde kullanılan pankartların ırkçı olduğu ve nefret söylemi içerdiği eleştirilerine şu yorumu getirdi:

Katliamı anma mitinginin üç beş seviyesiz pankartın gölgesinde bırakılması haksızlıktır. Güvenlik güçleri gereken işlemleri yapıyor. Bu istisnai fotoğraf karesinden yola çıkarak marjinal kesimlerin görüntüsünden yola çıkarak imajı zedelemeye kimsenin hakkı yoktur. Onlar Ermeniler tarafından katledildi. Onlar sizin kardeşiniz oluyor, bizim de Hocalı’dakiler kardeşimiz.

Başbakan Erdoğan aynı mitingle ilgili olarak ırkçı pankartların münferit olduğunu da iddia etmişti.

Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Fatma Şahin 18 Ağustos 2011’de katıldığı programda Balçiçek Pamir’in bir önceki bakan Aliye Kavaf’ın beyanına atıfla sorduğu “Siz eşcinselliğin bir hastalık olduğunu düşünüyor musunuz?” sorusuna şöyle yanıt verdi:

Dünya Sağlık Örgütü, bilim dünyası bunu tartışıyor. Bilim dünyasının tartıştığı şeye ben bu ülkenin bakanı olarak yorum yapmayı doğru bulmuyorum.

dedi ve konuşmasının devamında her vatandaşın eşit olduğunu vurguladı ve ekledi:

Çözüm adına ne yapılması gerekiyorsa orada varız. Ama aile değerlerini yok eden kavramlar üzerinde koruyucu tedbirleri de almak zorundayız.