Arşiv

Author Archives: firincikuregi

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, 17 Mayıs 2011’de Yozgat’ta düzenlenen seçim mitinginde, Süleyman Demirel’i CHP’ye akıl hocalığı yapmakla eleştirerek şunları söyledi:

Otur oturduğun yerde, ne işin var böyle gazete gazete dolaşıyorsun? Otur. Otur da bey zannetsinler yahu. Hala rahat durmuyorsun, 87 yaşında hala ortalığı karıştırıyorsun. Şu partinin listesi, bu partinin listesi. Bunlarla uğraşıyorsun. Otur da biz de saygı gösterelim, başkaları da saygı göstersin yahu. Sessiz olun. Yok…

AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan 1 Haziran 2002 tarihinde o dönemde hasta olan Başbakan Bülent Ecevit’le ilgili olarak da şunları söyledi:

Haftalar, aylardır, ‘Bu hükümet hasta’ diyoruz. Sayın Başbakan’a, İnönü için söylediklerini kendisine hatırlattık. Artık vakti gelince siyasetten çekilmesini bilmelidir’ diyordunuz. Şimdi o sözleri biz size hatırlatıyoruz ve diyoruz ki ‘Vaktiniz geldi geçiyor, istifa edin’ diyoruz. Artık fiziken çökmüş, bitmiş bir insan var karşımızda. Bakın her taraf kırılmaya, dökülmeye başladı. Bu neyi gösteriyor. Artık çelik korselerle duruyorsun.

Eski İçişleri Bakanı Sadettin Tantan, 29 Ocak 2012’de Radikal gazetesinde yayımlanan röportajında, 19 Aralık 2000’de 20 cezaevinde gerçekleştirilen ve 32 kişinin ölümüne, yüzlerce kişinin de yaralanmasına neden olan “Hayata Dönüş Operasyonu“nda öldürücü dozda kimyasal silah kullanılmasının hatırlatılması üzerine şunları söyledi:

Hayata Dönüş Operasyonu acımasız bir müdahale değildi. Mahkumları yakanlar örgüt elemanları. Çok güzel hazırlanmış bir projeydi. Bütün cezaevlerinin krokileri çıkartılmış ve jandarma üç ay eğitim almıştı. Zaiyat olmasın diye çok güzel bir çalışma yürütüldü. Son saniyeye kadar da müdahale edilmedi. Diğer mahkumlardan en ufak bir şey yok ama ölenlerin tamamı örgütten. Sıkıntı yurtdışındaki lider kadronun buradaki insanları kullanması. Operasyonları yapan Adalet Bakanlığı. Başlarında da savcı vardı. Jandarma da onun emrine göre hareket eder. Kullandığı hiçbir şey yok. Yakan kendileri. Bugünden bakınca son derece güzel bir proje her şeyiyle.

Bolu’da, nüfus kaydında 11 yaşında olmasına rağmen imam nikahiyla evli olan Z.Ç.’nin 8 aylık hamile olduğunun anlaşılmasıyla hastaneye kaldırılması ve olayın basına yansıması üzerine olayı Bolu Valisi İbrahim Özçimen 6 Ocak 2012 günü bir basın açıklaması düzenledi. Basın açıklamasında Z.Ç.’nin Kasım 2011 tarihinde Patnos Asliye Hukuk Mahkemesi’ne yaş tahsisi için dava açtığını söyleyen Özçimen, bunun üzerine “Ağrı Devlet Hastanesi’nden yaşının çok daha büyük olduğuna dair bir rapor” aldığını iletti:

Herhangi bir cebir, şiddet yok. Rızai bir evlenme. Anne baba rızasıyla evlenebilecek yani o mahkeme kararı çıkarsa, o yaş tahsis edilmiş olacak, ondan sonra da bir mani kalmamış olacak.

Gazetecilerin, raporda kemik yaşının kaç olduğunu sormaları üzerine Özçimen şunları söyledi:

Hekim raporunun hakim raporuna dönüşmesi gerekiyor. Hakim karar vermeden benim açıklamam belki soruşturma evrakını açıklama anlamına gelir. Ama kesinlikle çok daha büyük.

CHP Milletvekili Nur Serter, 1 Kasım 2010 tarihinde Star Gazetesi’ne verdiği röportajda, 1998-1999 öğretim yılında, rektör vekili olarak görev aldığı İstanbul Üniversitesi’nde başörtülü öğrencilere yönelik olarak uygulanan ve kendisinin de mimarı olarak bilindiği “ikna odaları”ndan bahsetti:

Kayıt dönemi. Rektörümüz yoktu, ben de rektör vekiliyim. Kayıt merkezine gelen öğrencileri 20’şerli gruplar halinde alıyoruz. İçinde bir iki tane başörtülü öğrenci de oluyor. Görevli öğretim üyeleri herkesin yanında onlara, kayıt olması için başını açması gerektiğini söylemek zorunda kaldı ve öğrencilerin bundan rahatsız olduğunu gördük. Yani bana yapılsa ben de rahatsız olurum. O yüzden dedim ki, burada söylemeyelim, bize yardımcı olan öğrenciler, kızları arka tarafa alsınlar, orada anlatalım. Bir merdiven altına götürdük bunları Avcılar’da, üst katta yemekhane var. Çok gelen geçen, durup dinleyen oldu. Rahatsız oldular. Medikososyalde bir doktor odası boştu, buraya geçelim dedik ve geçildi. Orada çocuklara sadece yasak kapsamında bilgi verildi. … Orada pedagojik formasyon altyapısına sahip olan, işte, çocukların psikolojisini iyi anlayabilecek değişik kadın öğretim üyelerimiz vardı.

Bu kapsamda 198 öğrenciyle görüşüldüğünü dile getiren Serter, bu görüşmeleri kendini korumak için kayda aldığını ve öğrencilerin bu durumdan haberdar olduğunu dile getirdi:

Bakın bir tek dava dahi açılmış değildir. Zaten zaman aşımı da olmuştur 12 yıl geçti, kasetleri de imha edeceğim gidecek. Kimseye bunu kanıtlama ihtiyacı da hissetmiyorum.

Nur Serter’in bu röportajının üzerine ikna odalarından geçtiklerini dile getiren bazı öğrenciler Serter hakkında dava açmış ve görüşmelerin kayda alındığından haberlerinin olmadığını dile getirerek bu kayıtların delil olarak sunulmasını talep etmişlerdir.

21 Aralık 2009 tarihinde CHP Erzurum İl Başkanlığı’nda basın toplantısı düzenleyen CHP Ardahan Milletvekili Ensar  Öğüt, bundan birkaç gün önce ABD’nin en büyük televizyon kanallarından birinde Türkiye-İran ilişkilerinden bahsedilirken gösterilen Türkiye haritasının Doğu ve Güneydoğu bölgelerinin “Kürdistan” olarak belirtilmiş olması konusunda Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun hiçbir şey yapmamasını eleştirmeye çalışırken şunları söyledi:

Bir nota vermiyor. Hiçbir açıklama yapmıyor. Dışişleri Bakanı sen ne işe yararsın? Senin soyadın Davutoğlu mu, Davutyan mı? Bilelim de. Davutyan’san sen Ermeni açılımı yapıyorsun. Adın ne, soyadın ne? Sen Türk müsün? Türkiye Dışişleri Bakanı mısın?

Recep Tayyip Erdoğan, 4 Mayıs 2007’de dönemin Genelkurmay Başkanı Yaşar Büyükanıt’la Dolmabahçe’de görüştü. Görüşme, cumhurbaşkanlığı seçimi sürecinde yaşanan gelişmelerden ve 27 Nisan e-bildirisinden hemen sonra gerçekleştiği için merak uyandırmış, ancak herhangi bir bilgi paylaşılmamıştı. Bundan iki yıl sonra, CHP Konya Milletvekili Atilla Kart 9 Haziran 2009 günü Dolmabahçe görüşmesiyle ilgili neden açıklama yapılmadığıyla ilgili meclise bir soru önergesi verdi. 11 Haziran 2009’da NTV’de canlı yayına katılan Erdoğan, bu önerge karşısında ne yapacağı sorusuna şöyle yanıt verdi:

Bunlar bu soru önergelerini çok basite aldılar. Utanmasalar sıkılmasalar aile mahremiyetlerini bile Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne taşıyıp orada soru önergeleri ile onların da cevabını isteyecekler. ‘Aranızda ne konuştunuz?’ Burada biz iki yetkili, Genelkurmay Başkanı ile Başbakan bir araya gelmişiz, bir mahrem görüşme yapıyoruz, bunları açıklamaya mecbur muyuz? Bu benimle mezara gider. İnanıyorum ki Sayın Büyükanıt da böyle düşünür. Fakat Sayın Büyükanıt’ın böyle bir şeyi – ki yapacağına ihtimal vermiyorum – açıklamaya kalkarsa, o zaman ben de tabii yaptığımız görüşmeyle ilgili şeyleri açıklarım.

TBMM’nin 90. yılı için Adıyaman’da kurulan ormana fidan dikmek üzere 9 Nisan 2010’da şehre gelen dönemin TBMM Başkanı Mehmet Ali Şahin, Adıyaman Valisi Ramazan Sodan’ı makamında ziyaret etmeye giderken, Valilik binası protokol girişinde  toplanan 50 kadar Tekel işçicisinin protestosuyla karşılaşınca protestoyu önce görmezden gelip binaya girdikten sonraysa gazetecilere şunları söyledi:

Bu kadar işsiz insan varken, 500-600 liraya çalışmaya hazır insan varken, 900 liraya çalışmayacak bir de eylem yapacaksın. Bu bindiğin dalı kesmektir. Bağıra çağıra hak elde edeceklerini sanıyorlarsa, asla hak elde edemezler.