Arşiv

bülent arınç

Başbakan Yardımcısı ve Hükümet Sözcüsü Bülent Arınç, 25 Mart 2012’de Bursa’da yaptığı konuşmada, bir yerel gazetenin 22 Nisan’daki Bursa AKP kongresine Başbakanın gelip gelmeyeceği ile ilgili haberine şöyle tepki verdi:

Başbakanımız, Allah izin ve imkanı verirse kongreye gelir. Diyelim ki gelemedi. Ben gelirim. Diyelim ki ben gelemedim. Bu kongre yapılır. Sen ne demek istiyorsun arkadaş? İçindekini böyle başlığa çıkarman ayıp oluyor. Senin içinden geçeni ben biliyorum. Çünkü sen eski günlerin özlemi içindesin. Sen istiyorsun ki Bursa’da eskiden bazı yanlışlıklar yapılmıştı ’Ah ne de güzel olmuştu. Nerden çıktı bu adam şimdi? Doğru düzgün kongre yapmaya çalışıyor’ diye bana çakmaya çalışıyorsun. Bana çakılmaz arkadaş! Ayağını denk al. 22 Nisan’dan sonra seninle daha rahat konuşuruz.

Eski TBMM Başkanı Bülent Arınç 2 Ağustos 2004 yılında TOKİ’de milletvekilleri için konut yapması girişimiyle ilgili gazetecinin sorduğu soruya gazeteci Bekir Coşkun’u kastederek şöyle cevap verdi:

TOKİ moki diye kafanızdan bir şeyler çıkarmayın. Bakın TOKİ moki derken, adamın Pako’su öldü. Meclis açılacak ona bakın.

Bilgi Teknolojileri İletişim Kurumu’nun internet sansürü 15 Mayıs 2011′ de Taksim’de binlerce kişi tarafından protesto edildi. Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç 31 Mayıs’ta NTV’ye verdiği demeçte protestodan da şöyle bahsetti:

Biliyorsun 15-20 kişi İstanbul’da miting yaptı, “pornoma karışma” diye pankart taşıdılar. Pornoma karışma diyen, afedersiniz parmak işaretini afişlerine taşıyan, bu garip insanların safında olmamalı. Bunlar yapacaklardır. GL Kaos diye bir şeyler taşıyacaklardır. Yani daha açık konuşmaya beni sevketmeyin. Toplumda böyle insanlar da olacaktır, düşünceleri de böyle olacaktır. Ama 72 milyonun düşüncesi böyledir diye kabul edemeyiz. Allah akıl fikir versin… Önce bana. Başkaları üstüne alınmasın.

Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç 18 Ocak 2012’de tv8’de katıldığı bir programda Hrant Dink suikastinin ardından yaptığı taziye ziyaretini şu şekilde anlattı:

Ben de o zaman Meclis Başkanı olarak evlerine taziye ziyaretine gittim. … Evlerinde bir Anadolu evi, bir Türk evinden farklı hiçbir şey görmedim. Çok üzülmüştüm. Basit, mütevazi bir evde annesi vardı, eşi Rakel, oğlu, gelini, akrabalarından kalabalık bir grup vardı. Bir mütevazi Anadolu insanının evinde ne olması gerekiyorsa, ne yaşanması gerekiyorsa onu gördüm, o sadeliği gördüm, o kokuyu hissettim.

Konuşmanın devamında da hükümetin görevinin nerede başlayıp nerede bittiğini şöyle açıkladı:

Hükümetimize düşen tek bir şey vardı; bu işin faillerini ortaya çıkarmak. Sanıyorum 30 saat içinde adalete teslim ettik. Hükümet olarak bizim işimiz bitti. Eleştiri yapanlar lütfen vicdanlı olsunlar.

Eski TBMM Başkanı Bülent Arınç, 2003 senesindeki 23 Nisan resepsiyonu için eşinin ismini davetiyeye yazdırmış, fakat sonrasında komutanların protestosuyla karşılaşmıştı. Arınç, 14 Nisan 2004’te düzenlediği basın toplantısında bir gazetecinin 23 Nisan resepsiyon davetiyeleri ile ilgili olarak: “Resepsiyon davetiyelerinde sadece kendi isminizi yazmışsınız. Bu defa eşinizin ismine yer vermediniz. Daha öncekilerde vardı. Bunun nedeni nedir??” sorusuna sinirlenerek, şu cevabı verdi:

Bunun karşılığı şeyini şey ettiğimin şeyidir.

Dönemin TBMM Başkanı Bülent Arınç 2 Haziran 2003’te Japonya’daki Tokyo Camii’ni ziyareti sırasında yaptığı açıklamada şöyle dedi:

Komünizm zulmünden kaçıp buraya gelenler, bir gün buraya bir cami yaptıracaklarını hayal edemezlerdi ama görüyoruz ki bu gerçek olmuş. Umarım Japonlar da İslamiyet’i tanıdıkça, bu camiye gelip ibadet edenleri gördükçe, hak dinini intisap edeceklerdir.

Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç 13 Ekim 2011 tarihinde katıldığı 32. Gün programında Mehmet Ali Birand’ın “İktidar partisi mecbur mu bu kadar zam yapmaya?” sorusunu şu şekilde yanıtladı:

…Bu yapılanlarda bir hikmet aranmalıdır. Gerekli olduğu için yapılmıştır. Ama toplumun özellikle fakir ve yoksul kesimlerini ilgilendiren sektörler değil bunlar. … Paketin üzerinde ‘bunu içmeyiniz’ diye yazıyor. Yani biz aslında onların sağlığına biraz daha katkı sağlıyoruz. İkincisi diğer sektörler; özellikle cep telefonu. Düşünün, Türkiye gibi bir ülkede haddinden fazla cep telefonuyla konuşuluyor.  Bu bir çağdaş iletişim aracı. Cep telefonunda nasıl konuşulacağını da bilmemiz lazım. Şimdi cebinde parası olmadığını iddia eden insanların arka ceplerinin her birinde cep telefonu var. Adeta bir emzik gibi bir bu buna bir buna konuşuyorlar. Bu çağdaş bir ihtiyacı gidermek değil bence.