Arşiv

celalettin cerrah

1 Mayıs 2008 tarihinde günü Taksim’de kutlamak isteyen işçilere polis müdahale etmiş, Şişli Etfal Hastanesi’nin bahçesi de dahil olmak üzere birçok yere biber gazı atılmış, atılan gazdan birçok vatandaş etkilenmiş, DİSK binasından çıkmak isteyen işçilere tazyikli su ve dayak atılmış, göstericiler ve polis arasında çatışmalar yaşanmıştı. 1 Mayıs kutlamalarına kapatılan Taksim’de denetimlerde bulunan dönemin İstanbul Emniyet Müdürü Celalettin Cerrah bu olaylarla ilgili olarak şu değerlendirmede bulundu:

Olumsuz bir durum yaşanmadı. 

Gördüğü işkence nedeniyle hayatını kaybeden Engin Çeber’in ölümünü incelemekle görevli TBMM İnsan Hakları Alt Komisyonu 27 Ekim 2008’de dönemin İstanbul Emniyet Müdürü Celalettin Cerrah’la görüştü. Polisin, etkisiz hale getirilmiş kişilere de zor kullanmaya devam ettiğini belirten ve buna örnek olarak da kameralar önünde kolu kıvrılarak kırılan Cüneyt Ertuş isimli çocuğu gösteren komisyon üyesine Cerrah şöyle yanıt verdi:

Öncesini de görmek lazım. Çocuk polise ateş açmış. Kendinizi polisin yerine koymanız lazım. Kolunu kıvırmak sizce işkence midir? İşkence derseniz sizinle anlaşamayız. Kişinin yakalandıktan sonra polise bıçak çekmeyeceğini, silah çekmeyeceğini söyleyemezsiniz.

Cerrah görüşmenin devamında da şu sözleri sarf etti:

Orantısız güç kullanımı olayı geçen yıl 1 Mayıs’tan sonra gündeme geldi, asıl olarak göstericiler polise orantısız güç kullanıyor. … Kişi polisi dövünce adliyeden bırakılıyor, polis bir fiske vurunca işkence oluyor. Bu durumdan dolayı cezaevlerinde yatan birçok polis var. Polis olarak işkence ve kötü muameleye karşıyız. Ancak polisin de hakkını aramak zorundayız. Gözü morardı yüzü çizildi diye, bunlara işkence denilmesi durumunda polis görev yapamaz hale gelir. Devletin polisinden korku olmaz ise polis görev yapamaz hale gelecektir.

Vatan Caddesi’nde düzenlenen 30 Ağustos 2006 kutlama töreninde Lübnan’a asker gönderilmesini protesto etmek için “İsrail askeri olmayacağız” yazılı pankart açan Öğrenci Kolektifleri üyesi dört üniversiteli, PKK militanı oldukları gerekçesiyle linç edilmek istenmiş ve polisin de şiddetine maruz kalmıştı. Olay yerine gelen dönemin İstanbul Emniyet Müdürü Celalettin Cerrah şu açıklamayı yaptı:

Bu tipteki kişilere büyük tepki var. Eylemciler biri bayan, üçü erkek ve üniversitede okuyorlar. Üniversite gençliğinden. Birtakım şeyler konuşmuşlar, vatandaşlarımız da müdahale ediyor. Polis de vatandaşın müdahalesinden korumak için bunları aldı. Vatandaş pankartı açtırmamış. Bunlar maalesef üniversite öğrencisi. Vatandaşımız da gerekli olan tepkiyi gösterdi. Güzel bir tepki vatandaşımızın tepkisi.

2005 yılında gazeteci Savaş Ay, şimdinin Osmaniye Valisi ve dönemin İstanbul Emniyet Müdürü Celalettin Cerrah’la bir röportaj gerçekleştirir. Savaş Ay’ın gazetedeki köşesine (26 Kasım) yansıttığı konuşmada Cerrah, “Silah mesleki araç olmanın ötesinde tutku galiba?“ sorusuna cevaben şunları söyler:

Öyle. Eşim de kızlarım da iyi silah kullanır. İlkokuldan beri ateş etmeyi öğretirim çocuklarıma. Kendilerini korumayı öğrensinler.

S.A.: “İlkokul çocuğu silahla kendini korumayı mı öğrensin?“

Gerekebilir. Hem ateş etmek rahatlatır insanı. Kulak o sese alışıyor ya. Patlayan tabanca sesi huzur bizim gibilere. Stresini alır.

21 Ocak 2007’de dönemin İstanbul Emniyet Müdürü Celalettin Cerrah, Hrant Dink suikastinin zanlısı Ogün Samast’ın yakalanmasının ardından yaptığı konuşmada şunları söyledi:

Cinayetin herhangi bir siyasi boyutu ve örgüt bağlantısı yok. Zanlı, milliyetçi duygularla cinayeti işlemiş. Arkadaşı Yasin Hayal’le de bu konuda görüşmelerde bulunmuş.

Dönemin İstanbul Emniyet Müdürü Celalettin Cerrah 4 Nisan 2006’da fuhuşa yönelik ‘Barbie’ operasyonunda gözaltına alınanların deşifre edilmesi eleştirildiğinde şu açıklamayı yapmıştı:

Arkadaşlarımız bazı medyatik kadınların ifadesine başvurmuşlardır. Fakat adı geçen kadınlar serbest kaldıktan sonra çeşitli televizyon kanallarına çıkarak, kendilerinin suçsuz olarak polis tarafından gözaltına alındığını beyan etmişler. Ağlayarak vatandaşı kandırmaya çalışıyorlar. Duygu sömürüsü yapıyorlar. Polisimiz namuslu kişileri afişe etmez. Biz belgelerimizi mahkemeye sunduk. Yargılama süreci devam ediyor. Kimin ne yaptığı yargı sonucu ortaya çıkacaktır.

2009 yılında gazeteci Ayşe Arman şimdinin Osmaniye Valisi ve dönemin İstanbul Emniyet Müdürü Celalettin Cerrah’la Münevver Karabulut cinayetiyle ilgili bir telefon röportajı gerçekleştirir. Arman’ın gazetedeki köşesine yansıttığı konuşmada Cerrah şu açıklamaları yapar:

Kızlarını neden takip etmediklerini de söylediler mi size?

A.A: “Nasıl yani?” dedim.

E takip etselermiş kızlarını.

A.A: “Ama” dedim “17 yaşındaki bir kızı sürekli kontrol edemezsiniz ki!”

Sizin kızınız olsa, kaçta eve gelmesini istersiniz? Gece erkek arkadaşının evinde geç saatlere kadar kalmasına izin verir misiniz?