Arşiv

süleyman demirel

Başbakan Süleyman Demirel Trabzon’un Of ilçesinde 14 Ağustos 1967’de yaptığı konuşmada Karadeniz Teknik Üniversitesi’nde kendisini protesto etmek için toplandıklarını öğrendiği solcu öğrencilerle ilgili olarak şu saptamalarda bulundu:

Birtakim ne idüğü belirsiz fukaralar, tüfeyli solaklar, birtakım budalalar, Türk halkının arasına girip, Türk halkını bölmek için zehirlerini akıtacaktır. Seni kandırıldığını sananlar seni kandırmaya çalışanlardır. 

Bu memleketin hürriyet havasını istemeyenler, başka memleketlerdeki esaret düzenlerine gıpta edenler, kapılar açık, çekip o memleketlerine gitsinler. Ne zannediyorlar Türk milletini?

Başbakan Süleyman Demirel 23 Kasım 1979’da hükümet programının tartışıldığı Cumhuriyet Senatosu oturumunda sıkıyönetim mahkemeleri ve tekrar çıkarılması düşünülen DGM yasası ilgili şöyle konuştu:

DGM’ye karşı olmak bence anayasaya karşı olmak demektir.

1965’ten beri sıkıyönetim sayesinde seçime girildiğini söyleyen Demirel’e CHP’lilerin itiraz etmesi üzerine şu yanıtı verdi:

İstihbarat örgütlerini ve sıkıyönetim mahkemelerini suçladınız. Devlet kimseye karşı, hiçbir caniye karşı merhamet duymamalıdır. Devlet bu işi bilecektir. 

Eski AP Genel Başkanı Süleyman Demirel, Ekim ayında yapılacak seçimler öncesi 22 Eylül 1973’te Erzurum’da yaptığı seçim konuşmasında artan fiyatlar ve hayat pahalılığından dolayı diğer parti liderlerinin AP’nin önceki dönem politikalarına yaptıkları eleştirilere şu şekilde cevap verdi:

Canlı etin kilosunu 4,5 liradan 9 liraya çıkaran biziz. Maksadımız, köylünün cebine sağlam para koymaktı. Fukaranın cebine para koymadıkça fukaralığı nasıl kaldırabilirsiniz ortadan? Kaç zamandır ortada bir pahalılık sözüdür gidiyor. Bizim ne ilgimiz var pahalılıkla? Pahalılıkla AP’nin ilgisi, kavak ağacı ile fil arasındaki ilginin aynıdır. Hiç fil kavak ağacına çıkar mı? İçinizden hiçbiri filin kavak ağacına çıktığını gördü mü? Görmediniz. Olmaz bu çünkü. O halde, AP’nin pahalılıkla ilgisi aynen böyledir. Yani AP’nin pahalılıkla hiçbir ilgisi yoktur. 

1993 yılında Sedat Çolak’ın sahibi olduğu AY-BA İnşaat tarafından 120 milyar liraya alınan Pendik’teki bir arazinin, Kemal Ilıcak aracılığıyla İLKSAN’a (İlkokul Öğretmenleri Yardımlaşma Sandığı) 340 milyar liraya satılmak istendiği, satışın tamamlanabilmesi amacıyla İLKSAN’a Milli Eğitim Bakanlığı aracılığıyla, Maliye Bakanlığı tarafından 300 milyar liralık ödenek sağlandığı ve ödeneğin verilmesinin ardından satışın gerçekleştiği iddia edilmişti. O dönemde İLKSAN skandalı olarak adlandırılan bu iddiaların ardından dönemin Başbakanı Süleyman Demirel 13 Nisan 1993’te olayla ilgili bir açıklama yaptı ve şunları söyledi:

Arsanın alınması için talimatı ben verdim, parayı da ben ödedim. Bu İLKSAN olayında bir kanunsuzluk varsa, yanlışlık varsa sorumlusu benim. Verdimse verdim, ne olmuş?

11 Temmmuz 1980 tarihli AP Genel Kurulu sırasında konuşan partinin genel başkanı Süleyman Demirel 1980 yılında gerçekleşen ve 57 Alevi vatandaşın hayatını kaybettiği Çorum katliamının asıl sorumlusunu işaret etti:

CHP’lilerin evleri yakılıyor, yıkılıyor. Alevlerin evleri, dükkanları tahrip ediliyor, yakılıyor. Bunların kökünde bir Alevi-Sünni meselesi yoktur, kökünde komünizm vardır. 

Sözlerine devam eden Demirel huzursuzluk olduğunu iddia ettiği, öte yandan AP, CHP ve MSP İl Başkanları tarafından “Her yerde kan var biz burada huzur içindeyiz” (Milliyet, 11 Temmuz 1980) diye anlatılan Fatsa için şu sözleri söyledi:

Fatsa’nın hakkından gelmeye mecburuz. O işi bitireceğiz. 

19 Ocak 1996’da Çankaya Köşkü’nde bir grup gazeteciyi ağırlayan dönemin Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, Metin Göktepe’nin polis tarafından işkence edilerek öldürülmesi hakkındaki hassasiyetini şu sözlerle dile getirdi:

Cinayeti polis işlemiştir tabirini beğenmiyorum. Hadiseleri kendi sınırları içinde mütalaa etmeliyiz. Münferit hadiselerden netice çıkarırken, devleti yargılamayalım. Yargılanacak olan suçu kim işlemişse odur. Polis teşkilatını yargılamamız yanlıştır.  Ama üstünde polis üniforması olan A veya B şahsı işlemişse, yakasına yapışırız. Cinayet örtbas edilemez.

Ekim 1990’da, yüksek öğretimde başörtüsü serbestisi getirecek olan 422 sayılı kararnamenin değiştirilerek kabulüne dair kanunla ilgili siyasi liderler arasında çıkan tartışmada, kanun lehinde oy kullanan DYP’nin o zamanki Genel Başkanı Süleyman Demirel, 27 Ekim 1990 günü şu açıklamayı yapmıştı:

Biz liberaliz diyoruz. Liberal ekonomiyi savunanlar liberal demokrasiyi de savunurlar. Avrupa’da böyle bir kanun yok. Orada isteyen takıyor, istemeyen takmıyor, takan takmayana,  takmayan da takana karışmasın diyoruz. Herkes birbirine hoşgörü göstersin istiyoruz.

30 Nisan 2006’da Habertürk’te yayınlanan Basın Kulübü programına katılan Demirel  “Türbanlılar üniversiteye giremez. Türban özgürlük falan değildir, gericiliktir” açıklamasında bulunca, Yeni Şafak Gazetesi’nden Mehmet Ocaktan’ın “Peki başörtülü öğrenciler ne yapsın?” sorusuna ise şöyle yanıt verdi:

İlla başı bağlı okuyacaksan, Arabistan’da öyle yerler var, oraya git.

19 – 26 Aralık 1978 tarihleri arasında 111 kişinin öldürüldüğü ve yüzlerce insanın yaralandığı Maraş Katliamı sonrası yaşananlar üzerine 24 Aralık’ta Ankara’da bir basın toplantısı düzenleyen AP Genel Başkanı Süleyman Demirel bir gazetecinin “Meydana gelen olaylarda sağın payı yok mu?” diye sorması üzerine şu cevabı verir:

Devlet radyosu, AA ve hükümet resmen olayı sağın üzerine yıkmaya çalışmaktadır. Türkiye solculuk yokken rahattı. Fitnelik yoktu. Devlet ceza veremez hale geldi. Solculuk çıktı, CHP’nin himayesine girdi. Türkiye bu duruma geldi.

Yine bir gazetecinin “Yani şöyle yazsak -Anarşinin arkasında sağcı da solcu da olsa karşıyız- kabul eder misiniz?” şeklinde bir soru yöneltmesi üzerine Demirel şöyle devam eder:

Bana sağcılar ve milliyetçiler cinayet işliyor dedirtemezsiniz. Böyle bir şey demiyorum. Sadece cinayet işleyenlerin yakasına yapışın. Cezalarını verin diyorum. 

Eski Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, 12 Şubat 2000’de Maraş’a giderken uçakta gazetecilerin Batman’daki kayıp silahlarla ilgili sorularını yanıtladı. “Para ödeme biçimi normal devletin işleyiş mantığına ters gelmiyor mu?” sorusu üzerine şöyle dedi:

Devletin yüksek menfaatleri -ki bunu takdir etmek hükümetlere aittir- icap ettirdiği zaman devlet rutinin dışına çıkabilir. Kanunsuzluk yapar, manasında söylemiyorum. Rutinin dışına çıkma payı vardır.

Gelen eleştiriler üzerine yanlış anlaşıldığını söyleyen Demirel şu açıklamayı yaptı:

Devlet alım yapar. Bu alımları çeşitli şekilde yapar. Gerektiği zaman ihale açar, gerektiği zaman açmaz. Halin icabına bağlı. Bütün dediğimiz odur.

Demirel bir gazetecinin “Barolar Birliği bu sözlerinizi bir zamanlar Turgut Özal’ın söylediği ‘Yasalar bir defa delinebilir’ sözüne benzetiyor” demesi üzerine ise:

Ne münasebeti var? Ben Türkçe konuşuyorum. Ben sizi anlıyorum da siz beni niye anlamıyorsunuz? 

dedi.

25 Aralık 1999 tarihinde Çankaya’da düzenlediği basın toplantısında 1999 yılının iç ve dış gelişmelerini değerlendiren ve gazetecilerin sorularını yanıtlayan Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, dönemin koalisyon hükümetiyle (DSP, MHP, ANAP) kendini şöyle karşılaştırdı:

Bu hükümet üç partiden müteşekkil. Her üç partinin de kendine göre görüşleri, bakışları, sorunları, dün söylediği laflar var. İkide bir önüne getirip korlar, sen dün bunu söylemedin mi, diye. Herkes benim gibi ‘Dün dündür, bugün bugündür‘ deyip çıkamaz işin içinden, alınganlığa girer.

Dönemin Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, Madımak Katliamı’nın ardından 4 Temmuz 1993 tarihli Milliyet Gazetesi’ne şu açıklamaları yaptı:

Olay münferittir. Ağır tahrik var. Bu tahrik sonucu halk galeyana gelmiş.

Güvenlik kuvvetleri ellerinden geleni yapmışlardır. Ortada halkla halkın çatışması yoktur. Halkla güvenlik güçlerinin çatışması yoktur. Karşılıklı gruplar arasında çatışma yoktur. Bir otelin yakılmasından dolayı can kaybı vardır. Bir Alevi-Sunni çatışması söz konusu değildir. Güvenlik kuvvetleri ve ilgililer gerekli tedbirleri almaya çalışmışlardır. Ama bu tür olaylar kompleks olaylardır ve ani gelişirler.

Süleyman Demirel 22 Temmuz 1976 tarihli Milliyet Gazetesi’nde yer alan, Abdi İpekçi’yle yaptığı görüşmede şu sözleri sarf etti:

12 Mart öncesinde Türkiye’yi rahatsız edenlerin hepsi mahkemeye gitmiştir. Bunların içinde bir tane sağcı yoktur… Bunların hepsi beyinleri yıkanmış aşırı solculardır… Bugün için de Türkiye’de sağ tedhişçi (yıldırıcı) diye bir grup yoktur. Sadece sol ekstrem, sol tedhişçiler vardır. Mektepteki kavgalara iştirak edenler ve mekteplerdeki ölüm hadiselerine iştirak edenleri sağ tedhişçiler diye adlandırmanın fevkalade yanlış olacağı kanaatindeyim.

İpekçi’nin, “Nasıl adlandırmak lazım efendim onları?” sorusu üzerine de şunu ekledi:

Kavga ediyorlar işte iki grup. İki grup kavga ediyor.

Süleyman Demirel 24 Temmuz 2009’da Mısır Büyükelçiliği’nde düzenlenen bir resepsiyona katıldı. Gazetecilerin eski milletvekili Esat Canan’ın -12 köy korucusunun 1994 yılında öldürülüp gömüldüğü iddia edilen- Derecik Taburu’ndaki kazılarla ilgili olarak “Demirel bana ‘devlet adam öldürmez’ dedi” açıklamasını hatırlatmaları üzerine Demirel şunları söyledi:

Ne diyecektim? ‘Devlet adam öldürür’ mü diyecektim? Bugün de devletin öldürdüğü ispatlanmış değil. Devlet, devlet politikası olarak adam öldürür, diğeri cinayettir.

1973 Cumhurbaşkanlığı seçimleri sonrası Genelkurmay Başkanı Semih Sancar’la gizlice görüşen Demirel, bu görüşmeyi önce reddeder. Aynı soruyu Sancar’a soran gazetecelerin “Dün görüştük” cevabını aldıklarını belirtmeleri üzerine, aşağıdaki açıklamayı yapar:

Dün dündür, bugün bugündür.