Arşiv

Tag Archives: 12 eylül

Eski Genelkurmay Başkanı Kenan Evren’le birlikte 12 Eylül darbesinde ismi geçenlerden emekli Orgeneral Bedrettin Demirel gazeteci Ahmet Kahraman’la gerçekleştirdiği 15 Eylül 1988 tarihli Milliyet gazetesinde yayımlanan röportajında Kahraman’ın 12 Eylül darbesinin tarihinin birkaç sefer değiştirildiği konusundaki sorusuna şöyle cevap verdi:

Evet öyle durumlar oldu. Zaman bakımından bazı tereddütler oldu. Uygun zaman bulalım… NATO temsilcileri geliyor, biz gidiyoruz. Ankara’da uluslararası toplantılar oluyor. Bayramlar var. Olayların en müsait zamanını beklemek gerekiyordu ki milletin tasvibine uğrasın.  

Demirel’in hükümetteki bakanların hepsinin içten içe darbeyi tasvip ettiklerini söylemesi üzerine Kahraman’ın “O halde neden bir yıl önce darbe yapmadınız da, beklediniz?” sorusu üzerine şunları ekledi:

Olmadı çünkü vasat (ortam)… Genel kanaat, kamuoyu. Kamuoyu aynı merkeze tevcih etmedikçe, tasvibini almadıkça…

Kahraman’ın “Ortamı olgunlaştırmak…” diye eklemesi üzerine, sözlerine şöyle devam etti:

Olgunlaştırmak…. Artık olsun değil de… Kamuoyu artık çare kalmadı. Biz demokrasiyi de zedelemek istemeyiz. Maksat, başka bir kurtuluş yolunun kalmadığını bütün vatandaşlar idrak etsin. 

12 Eylül’de Kahramanmaraş’ta Sıkıyönetim Komutan Yardımcılığı yapan emekli Tümgeneral Yusuf Haznedaroğlu Radikal Gazetesi’nde 1 Mayıs 2011’de yayımlanan röportajında 12 Eylül döneminde işkencede öldürülen öğretmen Ali Ekber Yürek’in onlar tarafından gözaltına alınmadığını iddia etti, devamında operasyonlarda toplam yedi kişi öldüğünü belirtti. “Yedi kişi çok değil mi” diye soran gazeteci İsmail Saymaz’ı şöyle yanıtladı:

Üç senede çok önemli bir rakam değil, başka yerlere bakarsanız. Ama çatışmalarda da ölen var bunların içinde. İntihar edenler var.

Saymaz’ın “200 günü bulan sorgulamalar oldu mu?” sorusuna ise şöyle cevap verdi:

Buna haksız demeyeceğim. Ben bir usul koymuştum. Hafta sonları halkı toplardık. Vali, ben, belediye başkanı, DSİ Müdürü, hepsi halka hesap verirdi. Bir gün bir vatandaş bana dedi ki, adaletten bahsediyorsun ama adil değilsin. Oğlumu 90 gündür içerde tutuyorsun, dedi. Polisler hücum ettiler. Dedim, durun. Gittik inceleme yaptık. Sade onun oğlu değil, 90 kişi boş yere yatıyormuş.

TBMM Başkanvekili ve MHP İstanbul Milletvekili Meral Akşener MHP tarafından 7 Ağustos 2010’da Yalova’da düzenlenen bir konferansta konuştu. Akşener, cinayet suçundan yaşı büyütülerek idama mahkum edilen ve maktul jandarma erini öldürdüğü konusunda ciddi şüpheler bulunan Erdal Eren’in ismini zikrederek yaptığı konuşmada ağlayan Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ı ise şu şekilde eleştirdi:

17 Temmuz 2010. Tayyip Bey grupta konuşuyor. Erdal Eren’i anlatıyor uzun uzun. O kadar bilmiyor ki Erdal Eren kim? Erdal Eren bir jandarma erini şehit etmiş kişi. Onu anlatıyor, şiirler okuyor. Sonra rahmetli şehit Mustafa Pehlivanoğlu’nun mektubunu okuyor. O kim? O, suçsuzluğu bugün onu yargılayanlar tarafından tescil edilmiş, itiraf edilmiş bir isim. Başbakan bir soldan bir sağdan iki kişiyi anlatıyor. O konuşurken grubu ağlıyor. Gerçi ben Başbakan’da göz yaşı görmedim. Biraz titredi ama gözünden yaş gelmedi. Ben onu izlerken ‘tüm kötülüklerin anası ilan ettiği ve savaş açtığı’ 12 Eylül Anayasası ve o darbeyi yapan Kenan Evren’i hatırladım. Başbakan bana Kenan Evren’i hatırlatıyor.

Cumhurbaşkanı Kenan Evren 13 Mart 1983 yılında Mersin’de yaptığı konuşmada 12 Eylül darbesiyle siyaset yapması yasaklanan liderlerin politikaya tekrar girmek için teşkilatlarının eski üyeleri aracılığıyla parti kurma girişimleri hakkında, 7 Kasım 1982 tarihli anayasa referandumuna da gönderme yaparak şöyle konuştu:

Nasıl 12 Eylül’den önce bu kişileri tekrar tekrar uyardık ama dinlemediler, sonunda başlarına 12 Eylül yumruğu indiyse, nasıl 7 Kasım’dan önce yapılan ikazları da dinlemeyip bu defa da Türk halkının yumruğunu yediler ise şimdi yine ikaz ediyorum. Üçüncü bir yumruğu yememek istiyorlarsa derhal bu girişimlerden vazgeçsinler.

Orgeneral Kenan Evren 4 Kasım 1982’de Taksim Meydanı’nda halka hitaben yaptığı konuşmasında daha önceki yıllarda yapılan 1 Mayıs işçi bayramı kutlamalarını değerlendirdi:

Eşsiz Atatürk’ün resim ve portreleri yerine başka ülkelerin liderlerinin resimleri ellerde taşındı, duvarlara asıldı. Bu meydanda… Ve bu meydanın… bu meydanın tarihe mal olmuş adını bile değiştirmek için, 1 Mayıs Meydanı dedirtmek için az mı çaba sarf edildi? Milletin reaksiyonundan çekinmeselerdi, onu da yapacaklardı. Eğer 12 Eylül harekatı yapılmasa ve onlar bu harekatı yapıp da muvaffak olsalardı, bu meydanın ismi ne olacaktı, biliyor musunuz sevgili vatandaşlarım? Kızıl Meydan olacaktı. 

Bu meydanda az mı vatandaş kanı akıtıldı. Bir tarihte 1 Mayıs’ı kutlayalım derlerken 36 vatandaşımızın kanları bu meydana aktı. Artık o günler geride kaldı. Onlara sebep olanlar bugün adil Türk mahkemeleri önünde hesap vermektedirler.