Arşiv

Tag Archives: çevre

taner yıldızSoma’nın Yırca köyünde Kolin Grubu’nun yapmak istediği termik santral için kamulaştırılan arazideki zeytin ağaçlarının kesilecek olmasıyla ilgili olarak Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız 21 Ekim 2014 Salı günü şöyle konuştu:

Orada ne kadar zeytin ağacı kesti, bunu bir kayıp olarak görmüyoruz, yerine yüz katını bin katını diksin o yatırımcı. Bunu da yatırımcımız yapmaya hazır. Ama oraya 1.3 milyar dolarlık yatırım yapacaksın, oradaki kesilecek 100-200 tane zeytin ağacı Türkiye’nin gelişmesine de mani olmaması lazım. Yatırım seçtiğiniz alana değil kömür nerede çıkıyorsa oraya geliyor.

Bakanın açıklamaları sonrası termik santral yapılmaya çalışılan arazide Kolin Grubu’nun özel güvenlik elemanları 7 Kasım 2014 tarihinde nöbet tutan Yırca köylüsünü barakaya kapatmış, sabah 6.30’da iş makinaları ile 6 bin zeytin ağacını kestirmişti. Aynı günün akşamı ise Danıştay yürütmeyi durdurma kararı almıştı.

 

Erzurum’un Aşkale ilçesinde 2 Nisan günü HES inşaatında 5 işçinin hayatını kaybetmesi sonrası 15 Nisan 2012 günü incelemelerde bulunmak için bölgeye giden İçişleri Bakanı İdris Naim Şahin, sonrasında Pasinler ilçesine geçti. Onu karşılayan vatandaşlardan Mustafa Boğaçayır’ın “Sayın Bakanım, senin geldiğine çok sevindim” demesi üzerine bakan şu cevabı verdi:

Yok ya? Nereden bileyim sevindiğini? Haydi bir takla at bir göreyim bakayım. Bir oyna bakalım. Oyna, nasıl oynarsın? Çalsın. Çal bakayım. Çal davulcu. 

Bakan’ın bu çağrısına uyan davulcu çalmaya başlayınca Boğaçayır’da sevincini göstermek için oynamaya başladı.

Sanatçı Tarkan’ın Allianoi ile ilgili mahkemece alınan koruma kararının uygulanmamasına yönelik üzüntüsünü belirtmesi üzerine Eski Çevre ve Orman Bakanı Veysel Eroğlu İzmir Bayındır ilçesi Belediye Başkanı Mehmet Kertiş’i ziyaret ettiği 31 Ağustos 2010 tarihinde şöyle bir yorumda bulundu:

Sanatçı arkadaş sanatıyla ilgilensin. Herkesin bir ihtisası vardır. Herkesin bilmediği bir konuya burnunu sokarsa çok yanlış olur. Ben kalkıp da onun sanatıyla ilgili bir şey söylesem ne derece yanlış olursa, onun da bir baraj ya da tarihi eserin korunmasıyla ilgili söyleyeceği şey fevkalade yanlıştır. 

Tarkan’a selam söylüyorum. Güzel şarkı söylüyor. Ama bu konularda bizden bilgi alırsa memnun oluruz. Kuru sıkı atmasın.

Eroğlu aynı konuşmasında Allianoi diye bir yerin olmadığını da tespit ettiğini belirtmişti.

2011 seçimleri sonrası kurulan Çevre ve Şehircilik Bakanlığının (namı diğer “toki bakanlığı”) görevleri ve teşkilatı 17 Ağustos 2011 tarihli, 648 sayılı KHK ile belirlendi. Bu görevler arasında, Türkiye’de şimdiye kadar doğal sit alanı ve tabiat varlığı olarak tescil edilmiş bölgeleri yeniden belirlemek vardı. 25 Ağustos’ta Taka gazetesine konuşan Erdoğan Bayraktar şunları söyledi:

Bakanlığımız, kullanma ve koruma dengesini geliştirecektir. Sit alanları kendi şartlarında değerlendirilmelidir. Sit alanları haram bölgeler değildir. Oralarla ilgili de bazı düzenlemeler yapılabilir. 1970 yılından sonra dünya genelinde çevre duyarlılığı arttı. Bu duyarlılığa biz de katkı sağlayacağız. Orman Bakanlığından çevreyi,  Kültür Bakanlığından tabiat varlıklarını aldık. Yeni bir bakanlık oldu. Bizim bakan olacağımız belli değildi. Bizden önce teşkilatlandı. Biz de eksiklikleri gideriyoruz. Belediye vermesi gereken imar palanlarını vermezse, geciktirirse biz müdahale edeceğiz. Ancak, Vali inceleyecek bize rapor yazacak, biz devreye girip insanımızın, müteahhitimizin  mağduruyetini  gidereceğiz. Bakanlığın her türlü kamu ve şahıs imar planı yapma yetkisi var.  Çevre planlarını da biz yapacağız. Nüfusu 5 binin altında olan beldelerden yapı denetim zorunluluğunu kaldırdık. Kamu ve özel sektör arazilerinin birileştirilmesindeki bürokratik engelleri azalttık. Şu anda TOKİ bana bağlı değil. TOKİ operasyonel bir kurumdur. Her türlü ihale yetkisi vardır. Bizim yaptığımız her şey hazinenindir. TOKİ’ye yardımcı olacağız. Şehircilikten anladığımız için bu bakanlığa getirildik. Tarım Bakanı da olabilirdim. Bu ustalık kabinesidir. Bu çercevede bütün bakanlıkları sayın Başbakanımız icracı bakanlığa cevirdi. Bunlardan Çevre ve Şehircilik Bakanı da biz olduk. Tüm Türkiye’ yi kucaklayacağız.

Daha önce doğal sit alanları, tabiat varlıkları ve bunlar hakkındaki koruma tedbirleri hakkında karar alacak Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulunda yer alan meslek grupları “biyolog, peyzaj mimarı, ziraat, çevre, orman ve su ürünleri mühendisleri” iken 2 Kasım 2011’de çıkartılan 662 sayılı KHK ile bunlar “mimar veya şehir plancısı, orman veya çevre mühendisi” olarak değiştirildi.

Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu 27 Ekim 2011’de DSİ Genel Müdürlüğü’nde yaptığı konuşmada şunları söyledi:

Kamuoyunda bir yanlış anlayış var. Sanki hidroelektrik santraller suyu tüketiyor, dereyi kurutuyor. Bu yanlıştır, özellikle belirtmek istiyorum. Ayrıca barajlara karşı da bazı çevreler tarafından tepki var. Bu da fevkalade yanlıştır. Barajlara karşı çıkmak cinnettir.

Eroğlu bu tespitini ilk kez, Çevre ve Orman Bakanı olduğu dönemde, 24 Ekim 2010’da Keçiören’de katıldığı bir açılışta dile getirmişti:

Önümüzü kesmek isteyenler var. Ben buna şaşıyorum. Bu bizim kendi kaynağımız, temiz kaynağımız. Ucuz ve yenilenebilir bir kaynak. Hidroelektrik santrallerine karşı çıkmak kesinlikle cinnettir. Çevrenin tahrip edilmesi asla söz konusu değildir.

Recep Tayyip Erdoğan 31 Ekim 2010’da katıldığı Mardin Ilısu Konutları anahtar teslim töreninde, aynı gün Taksim Meydanı’nda gerçekleşen intihar saldırısına değindi ve baraj yapılmasına karşı çıkılmasını bu saldırıyla şu şekilde ilişkilendirdi:

Bu oyunların temelinde ne yatıyor? Bu oyunların temelinde işte bu  tür kalkınmaların engellenmesi yatıyor. Bu oyunların temelinde Ilısu gibi  barajların engellenmesi yatıyor. Bu oyunların temelinde kalkınmış, modern Türkiye’nin engellenmesi yatıyor. Bu oyunların temelinde binlerce, on binlerce,  yüz binlerce işsiz kardeşimin iş bulması için yapılmakta olan seraların engellenmesi yatıyor. Ama biz bunlara aldırmayacağız. Yolumuza kararlı şekilde devam edeceğiz. Okullarımızı da yapacağız, hastaneleri de. Köylerimize, beldelerimize yolu da, suyu da, elektriği de her şeyi götüreceğiz. Bütün bunlarla birlikte bu ülkede, inşallah şu barajlarla birlikte de artık ‘Su akar Türk bakar’ demeyeceğiz. ‘Su akar Türk yapar’ diyeceğiz.

Daha önce eski Çevre ve Şehircilik Bakanı Veysel Eroğlu da baraja karşı çıkanları bölücü ilan etmişti.

Başbakan Erdoğan, 22 HES yapımının planlandığı İkizdere Vadisi’nin SİT alanı ilan edilmesi kararını alan Trabzon Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu’na 23 Ekim 2010 tarihinde şöyle itiraz etti:

Değerli arkadaşım sen bugüne kadar neredeydin yahu? Bugüne kadar oraları niçin SİT alanı ilan etmediniz de şimdi HES çalışmaları başlayınca kalktınız buraları SİT alanı ilan ediyorsunuz? Bu haritaları siz yapacaksınız, bunun üzerinde siz çalışacaksınız. 

Bizler yıllarca bu ülkede ’su akar, Türk bakar’ mantığıyla suya yaklaştık ama artık böyle bakmayalım istiyoruz. Artık ’su akar, Türk yapar’ demeye başladık, şimdi de önümüz kesiliyor. Bu sularımız denizlere boşu boşuna akıp gitmesin. Bunlardan hep birlikte istifade edelim. Bunu tamamen popülist bir yaklaşımla ele alalım demiyorum, doğayı tahrip edelim demiyorum ama Allah aklı, bilimi, bilgiyi, araştırmayı bize emrediyor. Bizim bunları yapmamız lazım.

Hükümet bu açıklamanın ardından 28 Ekim’de meclise gönderdiği ve 29 Aralık akşamı onaylanan Yenilenebilir Enerji Kanunu hakkında değişiklik öngören yeni yasayla, milli parklar, doğal sit alanları, tabiat parkları gibi tüm koruma altındaki alanlarda HES’lerin önünü açtı.

86’daki Çernobil Faciası sonrası çayda radyasyon olmadığını göstermek için kameralar karşısında çay içen, dönemin Sanayi Bakanı Cahit Aral 20 Mart 2011 tarihli Akşam Gazetesi’ne konuştu ve nükleer santral kurma girişimlerini değerlendirdi. Üç değil, on santral kurulması gerektiğini belirten Aral sözlerini şöyle sürdürdü:

…Türkiye medeniyetten geri kalacaksa nükleer olmasın. Atom fiziğine sahip devletler güçlüdür. Nükleer santrale karşı olan gidip kutupta yaşasın. Türkiye doğru yolda. Bu hedefi yüzde 100 sürdürsün. Türkiye zaten geç kaldı. Greenpeace ha babam gösteri yapıyor. Hadi elektrik işini hallet o zaman.

O dönemde Radyasyon Güvenlik Komitesi Başkanlığına atanma hikayesini ise şu şekilde anlattı:

Özal beni mektupla Radyasyon Güvenlik Komitesi’nin başkanlığına atadığını belirtti. Haberim yoktu. ‘Başbakanım, ben makine mühendisiyim, Sağlık Bakanı değilim, TAEK bana bağlı değil’ dedim. O, görevi kimseye veremediğini söyledi. Sağlık Bakanı Kalemli ‘Ben anlamam’ demiş, Meclis albümünden seçmişler. ‘Aral ve Erdal İnönü bilir’ demişler. Özal, ‘İnönü’ye mi verecektim, tabii ki sana vereceğim’ dedi.

Dönemin Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Mehmet Hilmi Güler, Rusya’da gerçekleştirilen doğalgaz görüşmelerinin ertesi günü, 15 Ocak 2009’da katıldığı 1. Ulusal Enerji Verimliliği Forumu’nda yaptığı konuşmada Avrupa’daki doğalgaz krizine değindi ve Türkiye’nin avantajlı durumunu değerlendirirken şu sözleri sarf etti:

Yenilenebilir enerji konusunda da kalorisi çok yüksek bir kaynağımız var, o da fındık. Bu noktada kalori hesabı yaparsanız bir gramında 646 kalori var. Doğalgazı yiyemezsiniz, kömürü yiyemezsiniz, ama bu kaynağımız aynı zamanda bize üstünlük sağlayan bir kaynağımız. Yenilenebilir enerji konusunda da eğer bunu yaygın bir şekilde kullanabilirsek, bir kere üşüme derdimiz olmayacak. İkincisi bunun dışında başka avantajları olduğunu sizler de benim kadar biliyorsunuz. Ama en azından mineralleri, vitaminleriyle yepyeni bir enerji kaynağını da gündeme getirmeyi diliyorum. Bu da bizim yine yüzde 70 potansiyelimizin olduğu bir kaynak. O bakımdan yiyemediğimiz doğalgazın, kömürün yerine böyle bir kaynağın da farkındalığına dikkat çekmek istiyorum.


Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız 3 Nisan 2011’de katıldığı “Eğrisi Doğrusu” programında nükleer enerji santrallerinin doğurduğu riskleri karşılaştırmalı olarak değerlendirdi:

Birkaç sosyolojik araştırma yapmışlar; Amerika’da ve farklı ülkelerde. Mesela bekarlar Amerika’da evlilere göre 6 yıl daha az yaşıyorlar. Bu, kadınlarda 3.2 yıl olarak belirlenmiş. Sigara ortalama insan ömrünü 2.3 yıl, yoksulluk 700 gün, alkol 130 gün, kalp 2100 gün öne çekiyor. … Ama Nükleer santrallerin ortalama ömür kaybı 0.03 gün olarak tespit edilmiş.

Başbakanımızın verdiği örneği beğenmiyorum dediniz. Ama bu vatandaşımızın anlayabileceği bir risk tanımlaması adına verilmiş bir şeydir. 

7 Aralık 2010’da eski Çevre ve Orman Bakanı Veysel Eroğlu Meksika’daki bir konferansa katılmadan önce havaalanında gazetecilerin HES’lerle ilgili sorularını şu şekilde  yanıtladı:

Pek çok suyumuz boşa akıyor. … Biz çevreyi tahrip etmeden bu kaynağımızı da kullanacağız. Dereler kurumuyor, hidroelektrik enerji santralleri suyu yutmuyor, su kullanmıyor; sadece suyun gücünden istifade ediyor.

Şöyle düşünün: Rize, Trabzon ve Karadeniz halkı enerjiyi nereden alacak? Oraya termik santral mi kuralım? Bunu düşünmek lazım. Bir kere vatandaşı yanlış yönlendiriyorlar. Vatandaşı yönlendirenler ‘Efendim dereler kuruyacak’ diyor. Derelerin kuruması söz konusu değil.

Kesinlikle çevreye hiçbir zarar vermiyor. Orada yol inşaatları, yamaçtaki birkaç eve bir beldeye yapılan yolların verdiği tahribat, bir hidroelektrik santralinin yapımının verdiği zararın belki yüzlerce katı. Peki, niye yol istiyorlar? Yol da yapmayalım o zaman, enerji de götürmeyelim oraya.

9 Ekim 2011’de Zaman Gazetesi’ne konuşan Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu halkı, davası sürmekte olan ve bilirkişi raporu beklenen HES’lerin açılışına “5 Mayıs 2012, saat 10.59’da herkesi açılışa ve vadinin son durumunu görmeye davet ediyoruz.” diyerek çağırdıktan sonra şu açıklamaları yaptı:

Ülkenin boşa akan kaynaklarını değerlendiriyoruz. … HES’ler çevreyi kirletmiyor, nehirde nokta gibi, taşkınları önlüyor, fazla suyun enerjisini alıyor.

Solaklı’da Uzungöl’den daha güzel bir mesire alanı kuruluyor.

Eroğlu 16 Ağustos 2011’de Trabzon’daki bir toplantıda da şunları söylemişti:

Halk, Solaklı ve İyidere vadilerindeki ekolojik çalışmaları görünce, diğer vadilerin bu şekilde olmasını isteyeceklerdir. HES’lerin çevreyi tahrip etmediğini, çevrenin bu şekilde turizme açılabileceğini de göstereceğiz.


1986 yılındaki Çernobil patlamasından sonra 8 Aralık’ta dönemin Sanayi ve Ticaret Bakanı ve Radyasyon Güvenlik Komitesi Başkanı Cahit Aral, radyasyonlu çay içerken kameralara poz verdi ve ve konuyla ilgili şöyle konuştu:

Çayda bir miktar radyasyon olduğu doğrudur. Ama bu sağlık açısından son derece zararsızdır. Çayımızda radyasyon düzeyi kaynatıldığında 300-350 bekerele kadar düşmektedir. Bu AET ülkelerinin kabul ettiği 600 bekrelin çok altındadır. Üstelik çayda radyasyon olsa bile, bu radyasyon suya geçmediğinden tehlike arz etmez. Bu, Allah’ın bir lütfudur. Yani çay marul gibi yenmezse, hiç bir tehlike söz konusu değildir. Eğer biz 10 kişinin bile öleceğine inansaydık, tüm çayı imha eder, 150 milyarlık çay ithalatına girmezdik.

Çayda eğer sağlığa zararlı bir yön varsa bütün günah benim.

Kültür Varlıkları Koruma ve Müzeler Genel Müdürü Okkaş Dağlıoğlu, Hasankeyf’in Ilısu Barajı suları altında kalması sonucunda göl alanında kalacak taşınmaz tarihi eserlerin korunmasıyla ilgili, 3 Şubat 2010 tarihinde yaptığı öneride şu ifadeleri kullandı:

Su altında kalacak taşınabilir eserleri çıkarıyoruz. Taşınamayacak eserleri de onardıktan sonra ambalajlayıp gelecek nesillere ulaştırmak üzere su altında bırakacağız. … Bu ambalaj yöntemi ile bu eserler en az 100 yıl su altında korunmuş olacak. Böylece bu eserler de aslına uygun şekilde bozulmadan gelecek nesillere aktarılmış olacak.

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan Mart 2011’de Rusya’ya gerçekleştireceği ziyareti öncesi basın mensuplarının sorularını yanıtladı. Mart ayında Japonya’da gerçekleşen nükleer sızıntı üzerine Türkiye’deki projelerin askıya alınıp alınmayacağı sorusuna nükleer reaktörle piknik tüpünün birbirlerine olan benzerliğine dikkat çekerek şöyle yanıt verdi:

Riski olmayan hiçbir yatırım yoktur. Yani o zaman evinize Aygaz tüpü de koymamanız gerekir veya bir doğalgaz hattı çekmemek gerekir veya ülkeden ham petrol hattının geçmemesi gerekir. Şimdi bunların hangisi olursa olsun, herhangi bir tehditle ya da saldırıyla karşı karşıya kaldığı zaman az veya çok bir bedeli olur.

1986’daki Çernobil nükleer santral kazasından sonra Karadeniz Bölgesi ve bölgede yetişen çay ve fındık radyoaktif etki altında kalmıştı. Dönemin Cumhurbaşkanı Kenan Evren, 6 Aralık 1986 tarihinde gerçekleşen bir fabrika açılışında, çay servisi sırasında kendisini ıhlamur içerken görüntüleyen gazetecilere şu açıklamayı yaptı:

Niye çektiğinizi biliyorum. Radyasyonlu diye, çay içmediğimi düşünüyorsunuz. Ben midem ekşidiği için ıhlamur içiyorum. Sonra ben, radyasyonlu falan diye içmemezlik etmem. Alışkınız.

Çayı demleyerek içerseniz bir şey olmaz. Ama bizde bazı mide hastalıklarına iyi geldiği için çay yenir. Hakikaten de iyi gelir. Şu sırada bunu yapmamalı. Çayı yememeli.

Çevre ve Orman Bakanı Veysel Eroğlu, uluslararası ve Türkiye’den çeşitli uzman kuruluş ve arkeologların ilgili görüş ve raporlarının aksine, baraj suları altında kalma tehdidi olan Allianoi antik kenti ile ilgili 31 Ağustos 2010 tarihinde kendi tespitine dayandığını söylediği şu iddiada bulundu:

Orası Allianoi değil. Allianoi diye bir yer o kişinin uydurduğu bir kelimedir. Bunu ben ispat ettim. Bununla ilgili TRT’ yi yanıltmışlar, bir tarihte belgesel diye hazırlamışlar. Neticede kendim baktım. Orada Paşa Ilıcası adıyla bilinen Türkiye’nin her tarafında olan bir ılıca, kaplıca var. Sadece Peri Kızı adı verilen bir eser ve bir tek sütun çıktı. Bir takım cahiller, bazı art niyetli kişiler yüzünden orada su tutulamadı çiftçiler mağdur oldu. Artık tahammülümüz yoktu.

TBMM 23. dönem Çevre ve Orman Bakanı Veysel Eroğlu, 17 Aralık 2008’de tarihi Hasankeyf kentini sular altında bırakacak olan Ilısu Barajı’na karşı çıkanların meşruiyetiyle ilgili kamuoyuna şu bilgilendirmeyi yaptı:

Ilısu Barajı’nın yapılmasını istemeyenler var tabii. Bunlar belli kişiler, bölücüler… O bölgenin kalkınmasını istemeyenler, oradaki vatandaşımızın refah ve huzurunu istemeyen kişiler. Dışarıdan bazı kişiler de maalesef istemiyor.