Arşiv

Tag Archives: derin devlet

recep tayyip erdoğan6 Eylül 2015 tarihinde ATV – A Haber ortak yayınına katılan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, aynı günde Hakkari’nin Dağlıca ilçesinde PKK’lilerle yaşanan çatışma sonucunda hayatını kaybeden askerler üzerine yaptığı açıklamada kendisinin 7 Haziran 2015 seçimleri öncesi sarf ettiği “400 milletvekilini verin, bu iş huzur içinde çözülsün sözüyle” ilgili olarak,

Parlamentoda daha zayıf oldukları dönemde olmayacak kadar bu dönemde yaptıkları tahribatı neyle izah edeceğiz? 6-7-8 Ekim olaylarını yaşadık, Suruç olayını yaşadık, Diyarbakır olayını yaşadık. Bunlar hep bir dayanışma ve yardımlaşmanın neticesinde, en azından ülkemizde terör belasının estirilmesinden başka bir şey değildi. Buradan rant elde ediyorlar. 400 vekili alabilecek veya bir anayasayı inşa edebilecek sayıyı bir siyasi parti yakalamış olsaydı durum bugün çok daha farklı olurdu.

dedi.

Eski İçişleri Bakanı Mehmet Ağar’a Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi’nin “Suç işlemek amacıyla kurulmuş silahlı teşekkülün (Susurluk Çetesi) yöneticisi olma” gerekçesiyle verdiği 5 yıllık hapis cezası Yargıtay tarafından onandı. Mehmet Ağar 16 Nisan 2012’de cezaya yönelik açıklamasını şöyle yaptı:

Sevenlerimizi mahcup edecek hiçbir davranışın içinde hiçbir zaman olmadık. Başta da söylediğim gibi, hizmet kusuru atfedilebilir fakat suç atfedilemez. Bütün bunlara rağmen devletten gelmişiz, her türlü karara her vatandaşın ne yapması gerekiyorsa biz de onu yapacağız.

Susurluk kazası sonrası ortaya çıkan derin devlet ilişkilerini açıklığa kavuşturmak amacıyla Başbakanlık Başmüfettişi Kutlu Savaş’ın hazırladığı Susurluk Raporu’yla ilgili 23 Ocak 1998 tarihinde konuşan DYP Genel Başkanı Tansu Çiller, raporu şu sözlerle niteledi:

Elinizde ne varsa getirin suçluların yakasına yapılaşım, dedik. Millet hala o belgeleri, o kasetleri bekliyor. Nerede o kasetler? Devletin savunma refleksini tahrip ediyorlar. Masalcı Ninenin masallarıyla hem de.

Çiller, Susurluk kazasında hayatını kaybeden ve sonrasında derin devletin en önemli tetikçilerinden biri olduğu iddia edilen Abdullah Çatlı’yı da saygıyla andığını söylemiş, Susurluk’ta ilişkilerin aydınlığa kavuşması için gösteri yapanları da bölücü olarak nitelendirmişti.

Eski Başbakan Tansu Çiller 4 Kasım 1993’te yaptığı basın toplantısında terörle mücadeleye karşı nasıl bir strateji izleyeceklerini şu sözlerle açıkladı:

Türkiye milis hareketine dönüşmüş ve yaygınlaşmış bir terör hareketi ile karşı karşıyadır. PKK’nın haraç aldığı işadamları ve sanatçıların isimlerini biliyoruz, hesap soracağız.

Sonraki yıllarda Türkiye’de işlenen faili meçhul cinayet sayısında artış olmuş, Behçet Cantürk, Savaş Buldan, Tarık Ümit gibi isimlerin öldürüldüğü bu dönemde, bu kişilerin Milli Güvenlik Kurulu’na terör zirvesi sırasında sunulduğu iddia edilen bir listede yer aldığı iddia edilmişti. Bu listenin varlığı Refahyol Dönemi’nin TBMM Susurluk Araştırma Komisyonu Başkanı Mehmet Elkatmış, eski İçişleri Bakanı Nahit Menteşe tarafından da doğrulandı.

12 Aralık 1996 tarihli DYP Grup toplantısında konuşan Başbakan Yardımcısı Tansu Çiller Susurluk kazasıyla ilgili şu değerlendirmeyi yaptı:

Ortaya atılan iddiaların ardından belgeler var dendi, ancak belgeler çıkmadı. Ne belge varsa çıksın? Belge çıkmıyor, ama bir işaret. İşaret nedir? İstanbul Emniyeti’nde var. İstanbul Emniyeti’nden yazılı cevap geliyor, bizde belge yok diyor. Ya biri ya diğeri doğruyu söylemiyor. Olay sadece doğruyu söyleyip söylememeyle sınırlı kalmadı. Önemli olan şu: Türkiye Cumhuriyeti Devleti, Cumhurbaşkanı makamından polis teşkilatına, meclisine kadar bir töhmet altında bırakılmıştır.

Yunanlının bize yapamadığını üzülerek söylüyorum, kendi elimizle imkan vererek, kendi kendimizi arkadan bıçaklamışçasına bir durumla karşı karşıyayız. Bizi gerçekten üzen bu. Devlet, yargısız infazla itham edilirken yargısız infaz yapıldı. İnfaz için şüphe yeterli değildir. Hukuk devleti açısından bakarsanız bu, bir hezeyandır. Yargılama yerine öfkeyi, delil yerine şüpheyi koyamazsınız. Herşeyin doğrusunu bilen Allah bile kullarını yargılarken şahit arıyor, delil arıyor. Bunu içinde Allah korkusu olmayanlara anlatamazsınız.

12 Mart 1995 tarihinde İstanbul Gazi Mahallesi’nde bir kahvehanenin kurşunlanması sonucu 25 kişi yaralanmış ve bir Alevi dedesi hayatını kaybetmişti. Olayın akabinde gerçekleşen ve üç gün boyunca devam eden kitlesel protestolar sırasında vatandaşlar polisin ve askerin sert müdahalesiyle karşılaşmış, yaylım ateşi altında kalmış, 22 kişi ölmüş, yüzlerce insan yaralanmış, binlerce kişi de gözaltına alınmıştı. Başbakan Tansu Çiller Gazi katliamında polis ve askerin rolüyle devletin ihmalinin olup olmadığı konusunda 14 Mart 1995’te yapılan DYP grup toplantısında şu açıklamalarda bulundu:

Gaziosmanpaşa’daki olayların Gümrük Birliği’ne ve Türkiye’nin Avrupa’yla entegrasyonunu gerçekleştirdiği günlere rastlamasını bir rastlantı olarak görmek mümkün değil… Açıkça söylüyorum: devlet bu kadar sağduyulu ve olaya bu kadar hakim olmasaydı, bugün kontrol altına alınmış olan bu olay çok daha vahim bir hale gelebilirdi. 

Eski İçişleri Bakanı İsmet Sezgin, Özcan Ercan’la yaptığı ve 11 Haziran 1992 tarihinde Milliyet gazetesinde yayımlanan röportajında Güneydoğu’da bir kontrgerilla varlığının bulunduğu iddialarına şöyle yanıt verdi:

Uydurma bunlar. Bana bir kontrgerilla getirin, cezasını vereyim. Şimdi de Hizbullah çıktı kontrgerilla yerine. 

6 Şubat 1993’de Urla’daki Emniyet Müdürlüğü’nün açılışına katılan Sezgin, kontrgerilla konusunda yeni bir açıklamada bulundu:

Bu kontrgerillanın ne olduğunu, nerede ve nasıl faaliyet gösterdiğini açıklayınız. Benim o zaman yapacağım tek şey vardı. Böyle bir şey olmadığını söyleyen bir İçişleri Bakanı olarak bana ayrılmak düşer. İstifa ederim. Kontrgerilla, Hizbul-Kontra… Bunlar, bazı şeyler rahatlıkla söylenemediği zaman ona bir kılıf takarak söylenen sözlerdir. Daha da açık söyleyemiyorum. İçinde bulunduğum durum, sorumluluğum buna engel oluyor. İçişleri Bakanı olmasam söyleyeceğim. Böyle bir şey yoktur. Kontrgerilla diye bir şey yok.