Arşiv

Tag Archives: etnik ayrımcılık

TOBB yöneticilerinin Bitlis’teki Askeri Gazinoda ağırlandığı ve 4 Nisan 2004 tarihinde gerçekleşen gecede Kürtçe “Kibar Zeyno” türküsünü askerlerin hep bir ağızdan seslendirmesi Başbakan Bülent Ecevit tarafından bir “hoşgörü örneği” olarak nitelendirilmiş, gecede TOBB Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu da çeklien halaya eşlik etmişti. Sonradan halaya katılmadığını belirten Hisarcıkoğlu’nun yanı sıra Bitlis Valisi Uğur Boran da bir gün sonra şu açıklamayı yaptı:

Yemekte kesinlikle Kürtçe türkü okunmadı. Bu haber bizi çok üzdü. 

Boran söz konusu kasedin jandarmada incelemeye alındığını da sözlerine ekledi.

 

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan 6 Mart 2012’de yapılan grup toplantısında Hocalı’daki katliamı anma mitinginde kullanılan pankartların ırkçı olduğu ve nefret söylemi içerdiği eleştirilerine şu yorumu getirdi:

Katliamı anma mitinginin üç beş seviyesiz pankartın gölgesinde bırakılması haksızlıktır. Güvenlik güçleri gereken işlemleri yapıyor. Bu istisnai fotoğraf karesinden yola çıkarak marjinal kesimlerin görüntüsünden yola çıkarak imajı zedelemeye kimsenin hakkı yoktur. Onlar Ermeniler tarafından katledildi. Onlar sizin kardeşiniz oluyor, bizim de Hocalı’dakiler kardeşimiz.

Başbakan Erdoğan aynı mitingle ilgili olarak ırkçı pankartların münferit olduğunu da iddia etmişti.

1992 Hocalı katliamını anmak üzere düzenlenen ve çağrısı günler önce İstanbul’un çeşitli semtlerinde “Ermeni Yalanına Kanma” sloganıyla bilboardlarda, gazetelerde tam sayfa ilanlarla yapılan miting 26 Şubat 2012’de Taksim’de gerçekleşti. Mitinge katılan binler “Hepiniz Ermenisiniz, Hepiniz Piçsiniz”, “Bozkurtlar Burada, Hrantlar Nerede?”, “Hepimiz Ogün Samastız”, “Türke kefen biçenin ölümü korkunç olur” dövizleri ve “Bugün Taksim, yarın Erivan… Bir gece ansızın gelebiliriz” pankartı taşımıştı. İçişleri Bakanı İdris Naim Şahin’in de konuşma yaptığı mitingin ırkçı ve nefret dolu söylemine yöneltilen eleştirilerin ardından 28 Şubat’ta Başbakan Tayyip Erdoğan AKP grup toplantısında mitingi şöyle değerlendirdi:

İstanbul’daki mitingde marjinal ve münferit birkaç pankartın olması Hocalı katliamına dair acımızı ve dayanışmamızı gölgelemeye yetmez. Etnik kökenine, inancına bakılmaksızın her bir vatandaş birinci sınıf vatandaştır. Biz Hocalı katliamını unutmayacağız, unutturmayacağız.

Dönemin CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, Recep Tayyip Erdoğan’ın 301. madde hakkında “Meşru hak ve özgürlükler sınırlanıyorsa yasada gereken tadilat yapılır” diyerek, değişiklik için destek çağrısı yapmasına 26 Eylül 2006’da şu sözlerle tepki gösterdi:

Hakaret ve tezyifin yasaklanması düşünce özgürlüğünün kısıtlanması anlamına kesinlikle gelmez. İtalya’da bu maddeden ceza alan var mı bilmiyorum ama, yoksa eğer bu İtalyan aydınının, entelektüelinin, yazarının ulusuna hakaret etmemeyi içine sindirmesindendir diye niye düşünülmüyor? Türklük utanılacak bir olaymış gibi gösterilmeye çalışılıyor, aşağılanmanın bir parçası gibi gösteriliyor. Bu hala böyle. Türkiye’de insanlar başı dik bir biçimde ‘Türküm’ demek istiyor. Buna niye saygı göstermiyorsunuz! Neredeyse Türk olduğumuzdan ötürü özür dilememiz istenecek. Özür mözür dilemeyeceğiz kardeşim, iftihar ediyoruz. … Başbakan önce ‘kaldırmayacağız’ dedi. AB locaları gerekli baskıyı harekete geçirince gevşemeye başladı. Yoğun kuşatma ve baskısı karşısında korktu, titredi. Sonra ‘gerekiyorsa kaldırabiliriz’ noktasına geldi. Biz ‘hayır’ deyince bizi suçladı.  Mecliste sayıları yetiyor. İstiyorsa sorumluluğu alsın değiştirsin. Türklüğe hakaret etmeyi suç olmaktan çıkarmanın ayıbını taşıyacak ortak arıyor. Ben de diyorum ki, ‘Başka kapıya, CHP’den sana destek yok.’

30 Mart 2006 tarihinde Aylık Olağan Oda Meclisi Toplantısında bir konuşma yapan dönemin Ankara Ticaret Odası Başkanı Sinan Aygün kendilerini Kürt olarak tanımlayan vatandaşların ne yapması gerektiğine dair açıklamada bulundu:

Çok mu istiyorlar, eğer Kürt’üz diyorlarsa, gitsinler Barzani Babaları orada bekliyor, ona ilhak etsinler. Biz Gücüyüz diyorlarsa, Gürcistan orda oraya gitsinler. Ben Ermeni’yim diyorlarsa, Ermenistan orada hazır. Ama şu bilinsin ki bu ülkeden bir metrekare toprağı hiçbir kimse, hiçbir şekilde, arkalarında AB gibi ağababaları olmasına rağmen, bizden kopartamayacak. Bunu bilmelerini istiyorum.

Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, iki ülke arasındaki işbirliğini geliştirmek amaçlı gerçekleştirdiği Rusya ziyaretinden 27 Ocak 2012’de dönerken uçakta sözü Türk-Rus evliliklerine getirdi ve şöyle söz etti:

İki ülke ilişkilerini daha da geliştirmek için Türk- Rus evliliklerinin sayısını artırmak önemli. Rus gelinler Türk aile yapısına çok uygun. Rus aile kültürü, Türk aile kültürüne çok yakın. Rus gelinler eşlerine çok bağlı, saygılı. Danışmanlarımdan biri de Rus gelin aldı. Ayrıca benim hanımın çok sayıda Rus hastası var. Onun da gözlemleri Türk aile yapısına çok uygun oldukları yönünde.

ABD Temsilciler Meclisi’nde gündeme gelen Ermeni soykırım tasarısına karşı görüşmeler yapmak için ABD’ye giden heyette yer alan CHP milletvekili Şükrü Elekdağ 6 Ekim 2007 tarihinde tasarıya karşı şu önlemlerin alınması gerektiğini savundu:

Türkiye’den besleniyorlar. Her gün Erivan’dan İstanbul’a bavul alışverişi için geliyorlar. 70 bin Ermenistan vatandaşı Türkiye’de kaçak olarak çalışıyor. Bunların Türkiye’de kalmalarına izin veriyoruz. Bunu söyleyince, ‘Göndermek insanlığa aykırıdır’ diyorlar. Bizim bir kaçak işçimizi Fransa’da bir gün tutarlar mı, hemen geri gönderirler. Onların yaptıklarının insaniyetle ilgisi var mı? Birkaç yüz tanesini gönderin, sonra birkaç yüz tanesini gönderin. Türkiye’nin istedikleri gibi oynayacakları bir ülke olmadığını görsünler.

MHP Afyonkarahisar İl Başkanı Ahmet Ertürk ise  Fransa Ulusal Meclisi’nde kabul edilen Ermeni soykırım tasarısıyla ilgili 24 Ocak 2012’de yaptığı açıklamada benzer bir öneri getirdi:

İşi sadece insani boyutlarla ele almamak lazım. Devletimizin her konuda öncelikle Türk milletinin menfaatlerini gözetmesi gerekir. Çalışma Bakanı’na seslenmek istiyorum. Türk gençleri asgari ücretli bir iş bulabilmek için her kapıyı çalarken 100 bin civarında olduğu söylenen kaçak Ermeni işçileri derhal sınır dışı etmelidir. Yaklaşık 100 bin Ermeni şu anda Türkiye’de kaçak işçi olarak çalışmaktadır. Bunların çalışmasına göz yumulması haklı bir gerekçe olamaz. Artık bu işin insani boyutu falan yok. 

DYP Başkanı Tansu Çiller ve Başbakan Tayyip Erdoğan’da Ermeni işçilerle ilgili benzer açıklamalarda bulunmuşlardı.

Eski Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreteri ve eski Özel Harp Dairesi Başkanı Sabri Yirmibeşoğlu 23 Eylül 2010 tarihinde Habertürk’te yayımlanan bir röportajında Fatih Güllapoğlu’nun 1991 yılında yayımlanan kitabı Tanksız, Topsuz Hareket’te kendisiyle ilgili yer alan ifadelerle ilgili konuştu. Kitapta Yirmibeşoğlu’nun 6-7 Eylül olaylarını “6-7 Eylül de bir Özel Harp işidir ve muhteşem bir örgütlenmeydi” olarak nitelendirdiği öne sürülüyordu. Yirmibeşoğlu bu iddiaları şu açıklamayla yalanladı:

Gazeteci bana ‘Bu olay neden yapıldı?’ diye sorunca ona akademik düzeyde konuştum. Şunun için yapılır dedim; ‘eğer bir yerde halkın galeyana gelmesini, bir mukavemet hareketini göstermesini arzu ederseniz sizin saygın değerlerinize düşmanın, karşı tarafın bir şey yaptığını, küçültücü hareket yaptığını gösterirseniz, halkı galeyana getirirsiniz. Özel Harp’te bir kural vardır; halkın mukavemetini artırmak için düşman yapmış gibi bazı değerlere sabotaj yapılır. Bir cami yakılır. Kıbrıs’ta cami yaktık biz. Cami yakılır mesela. 

DYP Genel Başkanı Tansu Çiller 7 Ekim 2000 tarihinde Eskişehir’de Sanayi Odası’nca düzenlenen teknoloji ödülleri töreninde ABD Temsilciler Meclisi’nin gündeminde bulunan Ermeni soykırımı tasarısıyla ilgili konuştu ve tasarıya misilleme olarak şu öneriyi sundu: 

Bugün ülkemizde 30 bin Ermeni vatandaşı var. Ermeni asıllı Türk vatandaşları benim birinci sınıf vatandaşımdır. Bütün azınlıklar benim birinci sınıf vatandaşımdır. Türk vatandaşı ise; vatandaşlık hakkı vardır. Ama Ermeni vatandaşları var. 30 bin. Bunlar işadamı, Türkiye’de gelip iş yapıyorlar. Ya bunları seferber edip Ermenistan’a yollayalım veyahut da bunları sınırdışı edelim, onlar uğraşsın biraz. Yani bunun gibi bir çok çözüm var, bunları tartışmak istiyoruz Sayın Başbakan ile.

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Polonya’ya ziyareti sırasında, 14 Mayıs 2009’da Türkiye’deki Ermeni işçiler konusunda şu açıklamayı yaptı:

Şu anda benim ülkemde 40 bin kaçak Ermeni var. Niye bunlar bizim ülkemize gelip girdiler. Çünkü Ermenistan’da sıkıntı büyük, sefalet var. Şu anda bizim ülkemizde barınma mücadelesi veriyorlar. Gerekirse geri de göndeririz ama biz böyle bir şeyi insani yaklaşım olarak doğru bulmuyoruz.

16 Mart 2010 tarihinde BBC Türkçe’ye verdiği röportajda ise ‘Ermeni Tasarısı’ nedeniyle yaşanan siyasi krize dair görüşlerini anlatırken, Türkiye’de ‘izinsiz’ çalışan Ermenistan vatandaşlarına karşı izlenebilecek muhtemel bir sınırdışı politikasını şu şekilde özetledi:

Bakın benim ülkemde 170 bin Ermeni vatandaş var; bunların 70 bini benim vatandaşımdır. Ama yüz bin Ermenistan vatandaşını biz ülkemizde şu anda idare ediyoruz. E ne yapacağım ben yarın, gerekirse bu yüz binine ‘Hadi siz de memleketinize’ diyeceğim; bunu yapacağım. Niye? Benim vatandaşım değil bunlar… Ülkemde de tutmak zorunda değilim.

Dönemin Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek 3-14 Mayıs 2010 tarihleri arasında Cenevre’de düzenlenen Evrensel Periyodik İnceleme Mekanizması Toplantısı’na katıldı ve ‘taş atan çocuklar’ sorununa şu şekilde değindi:

Burada ülkemizde, kimi bölgelerde nüfus kayıtlarının fiili durumu yansıtamadığı, kayıtlara göre çocuk görünen bazı kişilerin esasen erişkin olduklarının dikkate alınması yararlı olacaktır.

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül 11 Mayıs 2011’de Ziraat Türkiye Kupası final maçının devre arasında gazetecilerin sorularını yanıtladı ve YGS şifre skandalı ve ÖSYM Başkanı Ali Demir hakkında şunları söyledi:

Türkiye öğrenciler açısından yoğun ve kritik bir sınav döneminden geçiyor. Bence dere geçerken at değiştirilmez. … En baştan beri olaylar bu hale gelmemeliydi. Şimdi çok büyük bir tartışma yaşanıyor. Bu şifre meselesi de en başta tahmin ediyorum özellikle Güneydoğu ve Doğuda bazı sınıflarda toplu cevaplandırma olmasın, bunu engellesin diye düşünülmüş. Ama sonra işler iyice karışık bir hale geldi. Yine de bu kritik dönemde acil adım atmanın doğru olmadığını düşünüyorum.

Gül 3 Nisan’da da Ali Demir’den aldığı bilgilerin kendisini tatmin ettiğini açıklamıştı.

21 Ocak 2012’de Edremit’te bir konuşma yapan AKP Balıkesir Milletvekili Mehmet Cemal Öztaylan “Hepimiz Hrant’ız, hepimiz Ermeniyiz.” sözüne şöyle karşı çıktı:

Acaba içinizde hiç Ermeni var mı? Yok, değil mi. Bu millete bazı şeyler dikte ettiriliyor. Bazı şeyler söyleniyor veya söylenmeye çalışılıyor. Ne Hırant’ım ne Ermeniyim. Hani hepimiz Hırant’tık, Ermeniydik. Benim anamı, senin bacını Ruslarla beraber olup da katledenler, büyükelçileri katledenler, öldürenler, acaba hepimizin olduğu Ermeniler miydi? Hırant’larmıydı? Benim vatandaşımı katlederken, Türk milletine Ruslarla beraber olup şey yaparken o zaman hepimiz Ermeniysek, o zaman 1915 olaylarını Fransa’nın yaptığı kanunları da alkışlayın da bir görelim sizi ağalar beyler.

Ertesi gün yazılı bir açıklama yapan Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik de şunları ifade etti:

Bir insanın hunharca katledilmesini kınamak için kimlik değiştirmeye gerek yok. Irkları ve inançları eleştiri konusu yapmayalım. Cinayeti telin etmek için kimlik aramaya gerek yok; insan olmak, vicdan sahibi olmak yeterlidir. Hepimizin Ermeni olmasına gerek yok. Acımızı paylaşalım, karşımızdakine empati besleyelim derken başka bir incinme yaratacak söylemlerden ve değerlendirmelerden uzak duralım.

Eski Milli Savunma Bakanı Vecdi Gönül 2008 yılında Brüksel’deki Türkiye Büyükelçiliği’nde düzenlenen 10 Kasım Atatürk’ü Anma Töreni’nde konuştu ve Türkiye-Yunanistan arasındaki nüfus mübadelesine değinerek şu saptamayı yaptı:

Bugün eğer Ege’de Rumlar devam etseydi ve Türkiye’nin pek çok yerinde Ermeniler devam etseydi, bugün acaba aynı milli devlet olabilir miydi? Bu mübadelenin ne kadar önemli olduğunu size hangi kelimelerle anlatsam bilmiyorum ama eski dengelere bakarsanız, bunun önemi çok açık ortaya çıkacaktır. Bugün dahi Güneydoğu’da verilen mücadelede, bu ‘nation building’de kendilerini mağdur sayanların katkısını, özellikle tehcir sebebiyle mağdur sayanların katkısını reddedemeyiz. O halde Türkiye’nin gerçekten çağdaş, medeni ve aydınlanmış insanların ülkesi olabilmesinde Cumhuriyet’in başlangıcındaki prensipler çok önemliydi.

Nur Batur dönemin Kara Kuvvetleri Komutanı Yaşar Büyükanıt’la 23 Kasım 2005 tarihli Hürriyet Gazetesi’nde yayımlanan bir röportaj yaptı. Şemdinli olayları ve Şemdinli’yi protesto eylemi sırasında güvenlik güçleri tarafından öldürülen üç kişinin Yüksekova’daki cenaze töreni hakkında konuşulan röportajda Büyükanıt, cenaze töreni esnasında F-16’ların alçak uçuş yapması konusunda şunları söyledi:

Bölgede normal eğitim uçuşları yapıyorlar. Her gün uçuyorlar. Niye alçaktan uçtular derseniz profil takip ediyorlar. O olay için görevlendirilmediler. İnce ayar diye basında yazıldı. Tamamen rutin uçuş ama ihtiyaç olursa da uçurulur. Cenazeyi kaldıranlara herhalde F-16’larla taarruz edilmez. F-16’lara gelinceye kadar Yüksekova’da komando tugayımız var.

Bu açıklamanın ardından konuşan Yüksekova Belediye Başkanı Salih Yıldız altı yedi yıldır hiçbir F-16 uçağının Yüksekova üzerinde görülmediğini ifade etti.

Recep Tayyip Erdoğan 18 Ocak 2005’te Buca’da yaptığı bir konuşmada İzmir’in gavur yakıştırmasını üzerinden nasıl atacağını şu sözlerle açıkladı:

İzmir’in üzerindeki o zaman zaman yakıştırılan bazı ifadeler vardır ya, bu ifadelerin olmadığı görülecektir. Çünkü İzmir’in aslı bu değildir. O yakıştırmalar değildir. İnşallah bu yakıştırmaları da ilk seçimde silip atacaktır üzerinden. Ben buna inanıyorum.

Bu sözlerin ardından yazılı açıklama yapan Başbakanlık Sözcüsü Akif Beki duruma şöyle açıklık getirdi:

Sayın Başbakan’ın bu sözleriyle, İzmir için kullanılan ‘Solun Kalesi’ gibi bazı siyasi nitelendirmeleri kastettiği açıktır.

Ulusal Parti Genel Başkan Yardımcısı ve 2011 seçimlerinde Balıkesir Bağımsız Milletvekili Adayı olan Serap Yeşiltuna kişisel websitesinde15 Ağustos 2008 tarihinde yayımladığı yazıda bir “Kürt istilası” olduğunu şu sözlerle savundu:

Kürt nüfus artışı doğal bir artış değildir, bir istila hareketinin parçasıdır. Diyarbakır merkezli Kürtçü hareket bu noktadan çevresine doğru bir Kürtleştirme hareketine girişmiştir. 

Kürtler Türk nüfusun dört misli üremekte ve bu nüfus fazlalığının bir bölümünü Güneydoğu’da tutmakta, önemli bir bölümü ise Türk bölgeleri istila etmek için göçermektedir.

Dönemin SP Genel Başkan Yardımcısı Şevket Kazan 21 Ocak 2007’de, basının Dink suikasti karşısındaki tutumunu şu sözlerle eleştirdi:

Dün gazetelerin manşetlerinde neler gördük neler. Ermeni gazeteci Hrant Dink, bildiğiniz gibi bir cinayete kurban gitti. Tabii lanetlenecek bir olay, şiddetle kınanacak bir olay. Topyekün kınayalım ama bunu kınayalım derken yayınladığımız gazetelerin manşetlerine, ‘Biz Hepimiz Hrant’ız’, ‘Biz Hepimiz Ermeniyiz’ diye başlık atmak, bu millete yakışmaz. Biz Mehmetleriz, Hasanlarız, Hüseyinleriz. Biz Hrant değiliz, biz Ermeni de değiliz, ama uşaklığın burasına kadar iniliyor. Bu olmaz. Bu bir yağcılıktır. Niye yağcılıktır? ABD’ye yağcılıktır; çünkü ABD parlamentosunda nisan ayı yaklaştığı için yakın zamanda Ermeniler soykırımı meselesi görüşülecektir. Aman böyle bir şey olmasın diye bu yağcılıklar yapıldı. Görüyorsunuz, bu millet kimliğinden uzaklaştırılıyor. Hani etnik kimlik bir tarafa şimdi inanç kimliğimiz de darma duman ediliyor. Hayır, kim ne yaparsa yapsın, bu milletin birliğini beraberliğini kimseye bozdurmayacağız.

21 Aralık 2009 tarihinde CHP Erzurum İl Başkanlığı’nda basın toplantısı düzenleyen CHP Ardahan Milletvekili Ensar  Öğüt, bundan birkaç gün önce ABD’nin en büyük televizyon kanallarından birinde Türkiye-İran ilişkilerinden bahsedilirken gösterilen Türkiye haritasının Doğu ve Güneydoğu bölgelerinin “Kürdistan” olarak belirtilmiş olması konusunda Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun hiçbir şey yapmamasını eleştirmeye çalışırken şunları söyledi:

Bir nota vermiyor. Hiçbir açıklama yapmıyor. Dışişleri Bakanı sen ne işe yararsın? Senin soyadın Davutoğlu mu, Davutyan mı? Bilelim de. Davutyan’san sen Ermeni açılımı yapıyorsun. Adın ne, soyadın ne? Sen Türk müsün? Türkiye Dışişleri Bakanı mısın?

Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç 18 Ocak 2012’de tv8’de katıldığı bir programda Hrant Dink suikastinin ardından yaptığı taziye ziyaretini şu şekilde anlattı:

Ben de o zaman Meclis Başkanı olarak evlerine taziye ziyaretine gittim. … Evlerinde bir Anadolu evi, bir Türk evinden farklı hiçbir şey görmedim. Çok üzülmüştüm. Basit, mütevazi bir evde annesi vardı, eşi Rakel, oğlu, gelini, akrabalarından kalabalık bir grup vardı. Bir mütevazi Anadolu insanının evinde ne olması gerekiyorsa, ne yaşanması gerekiyorsa onu gördüm, o sadeliği gördüm, o kokuyu hissettim.

Konuşmanın devamında da hükümetin görevinin nerede başlayıp nerede bittiğini şöyle açıkladı:

Hükümetimize düşen tek bir şey vardı; bu işin faillerini ortaya çıkarmak. Sanıyorum 30 saat içinde adalete teslim ettik. Hükümet olarak bizim işimiz bitti. Eleştiri yapanlar lütfen vicdanlı olsunlar.

MHP Kayseri Milletvekili Yusuf Halaçoğlu, Türk Tarih Kurumu Başkanı olduğu dönemde katıldığı bir sempozyumda 19 Ağustos 2007’de şöyle konuştu:

Araştırmalarımızda şunu gördük ki pek çok bugün Kürt dediğimiz insanlar aslında Türkmen asıllı, yapısal olarak söylüyorum. Ama bununla beraber bir şey daha ifade ediyorum, bunlar fantezi değil söyleyeceğim şey. Bugün Kürt olarak bilinen hatta hatta şöyle söyleyeyim, Kürt Alevi olarak bilinen birçok insan da malesef Ermeni dönmeleridir. Ve TİKKO’nun içinde yer alan, PKK’nın içerisinde yer alan insanlardan birçoğu bunlardan. Yani bizim zannettiğimiz gibi bir Kürt hareketi değil PKK ya da TİKKO hareketi.

Halaçoğlu 26 Temmuz 2010’da katıldığı bir panelde de şu sözleri sarf etti:

Türk milleti ırkçı değildir. Irkçı olmaları mümkün de değildir. Irkçı olsaydı bütün ulusları, kendi idaresindeki ulusları asimile etmeliydi. Tam tersine kendisi asimile olmuş. Bazılarına biz bugün Kürt diyoruz. … Aslında bunu reddeden, ne mutlu Türk’üm diyemeyenler aslında asıl ırkçılık yapanlardır.