Arşiv

Tag Archives: hrant dink

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan 6 Mart 2012’de yapılan grup toplantısında Hocalı’daki katliamı anma mitinginde kullanılan pankartların ırkçı olduğu ve nefret söylemi içerdiği eleştirilerine şu yorumu getirdi:

Katliamı anma mitinginin üç beş seviyesiz pankartın gölgesinde bırakılması haksızlıktır. Güvenlik güçleri gereken işlemleri yapıyor. Bu istisnai fotoğraf karesinden yola çıkarak marjinal kesimlerin görüntüsünden yola çıkarak imajı zedelemeye kimsenin hakkı yoktur. Onlar Ermeniler tarafından katledildi. Onlar sizin kardeşiniz oluyor, bizim de Hocalı’dakiler kardeşimiz.

Başbakan Erdoğan aynı mitingle ilgili olarak ırkçı pankartların münferit olduğunu da iddia etmişti.

1992 Hocalı katliamını anmak üzere düzenlenen ve çağrısı günler önce İstanbul’un çeşitli semtlerinde “Ermeni Yalanına Kanma” sloganıyla bilboardlarda, gazetelerde tam sayfa ilanlarla yapılan miting 26 Şubat 2012’de Taksim’de gerçekleşti. Mitinge katılan binler “Hepiniz Ermenisiniz, Hepiniz Piçsiniz”, “Bozkurtlar Burada, Hrantlar Nerede?”, “Hepimiz Ogün Samastız”, “Türke kefen biçenin ölümü korkunç olur” dövizleri ve “Bugün Taksim, yarın Erivan… Bir gece ansızın gelebiliriz” pankartı taşımıştı. İçişleri Bakanı İdris Naim Şahin’in de konuşma yaptığı mitingin ırkçı ve nefret dolu söylemine yöneltilen eleştirilerin ardından 28 Şubat’ta Başbakan Tayyip Erdoğan AKP grup toplantısında mitingi şöyle değerlendirdi:

İstanbul’daki mitingde marjinal ve münferit birkaç pankartın olması Hocalı katliamına dair acımızı ve dayanışmamızı gölgelemeye yetmez. Etnik kökenine, inancına bakılmaksızın her bir vatandaş birinci sınıf vatandaştır. Biz Hocalı katliamını unutmayacağız, unutturmayacağız.

21 Ocak 2012’de Edremit’te bir konuşma yapan AKP Balıkesir Milletvekili Mehmet Cemal Öztaylan “Hepimiz Hrant’ız, hepimiz Ermeniyiz.” sözüne şöyle karşı çıktı:

Acaba içinizde hiç Ermeni var mı? Yok, değil mi. Bu millete bazı şeyler dikte ettiriliyor. Bazı şeyler söyleniyor veya söylenmeye çalışılıyor. Ne Hırant’ım ne Ermeniyim. Hani hepimiz Hırant’tık, Ermeniydik. Benim anamı, senin bacını Ruslarla beraber olup da katledenler, büyükelçileri katledenler, öldürenler, acaba hepimizin olduğu Ermeniler miydi? Hırant’larmıydı? Benim vatandaşımı katlederken, Türk milletine Ruslarla beraber olup şey yaparken o zaman hepimiz Ermeniysek, o zaman 1915 olaylarını Fransa’nın yaptığı kanunları da alkışlayın da bir görelim sizi ağalar beyler.

Ertesi gün yazılı bir açıklama yapan Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik de şunları ifade etti:

Bir insanın hunharca katledilmesini kınamak için kimlik değiştirmeye gerek yok. Irkları ve inançları eleştiri konusu yapmayalım. Cinayeti telin etmek için kimlik aramaya gerek yok; insan olmak, vicdan sahibi olmak yeterlidir. Hepimizin Ermeni olmasına gerek yok. Acımızı paylaşalım, karşımızdakine empati besleyelim derken başka bir incinme yaratacak söylemlerden ve değerlendirmelerden uzak duralım.

Dönemin SP Genel Başkan Yardımcısı Şevket Kazan 21 Ocak 2007’de, basının Dink suikasti karşısındaki tutumunu şu sözlerle eleştirdi:

Dün gazetelerin manşetlerinde neler gördük neler. Ermeni gazeteci Hrant Dink, bildiğiniz gibi bir cinayete kurban gitti. Tabii lanetlenecek bir olay, şiddetle kınanacak bir olay. Topyekün kınayalım ama bunu kınayalım derken yayınladığımız gazetelerin manşetlerine, ‘Biz Hepimiz Hrant’ız’, ‘Biz Hepimiz Ermeniyiz’ diye başlık atmak, bu millete yakışmaz. Biz Mehmetleriz, Hasanlarız, Hüseyinleriz. Biz Hrant değiliz, biz Ermeni de değiliz, ama uşaklığın burasına kadar iniliyor. Bu olmaz. Bu bir yağcılıktır. Niye yağcılıktır? ABD’ye yağcılıktır; çünkü ABD parlamentosunda nisan ayı yaklaştığı için yakın zamanda Ermeniler soykırımı meselesi görüşülecektir. Aman böyle bir şey olmasın diye bu yağcılıklar yapıldı. Görüyorsunuz, bu millet kimliğinden uzaklaştırılıyor. Hani etnik kimlik bir tarafa şimdi inanç kimliğimiz de darma duman ediliyor. Hayır, kim ne yaparsa yapsın, bu milletin birliğini beraberliğini kimseye bozdurmayacağız.

Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç 18 Ocak 2012’de tv8’de katıldığı bir programda Hrant Dink suikastinin ardından yaptığı taziye ziyaretini şu şekilde anlattı:

Ben de o zaman Meclis Başkanı olarak evlerine taziye ziyaretine gittim. … Evlerinde bir Anadolu evi, bir Türk evinden farklı hiçbir şey görmedim. Çok üzülmüştüm. Basit, mütevazi bir evde annesi vardı, eşi Rakel, oğlu, gelini, akrabalarından kalabalık bir grup vardı. Bir mütevazi Anadolu insanının evinde ne olması gerekiyorsa, ne yaşanması gerekiyorsa onu gördüm, o sadeliği gördüm, o kokuyu hissettim.

Konuşmanın devamında da hükümetin görevinin nerede başlayıp nerede bittiğini şöyle açıkladı:

Hükümetimize düşen tek bir şey vardı; bu işin faillerini ortaya çıkarmak. Sanıyorum 30 saat içinde adalete teslim ettik. Hükümet olarak bizim işimiz bitti. Eleştiri yapanlar lütfen vicdanlı olsunlar.

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül 19 Ocak 2012’de Hrant Dink suikasti davasında verilen kararla ilgili konuşurken şu sözleri sarf etti:

Bu dava önemli bir dava. Türkiye’de hukukun karşısında herkesin eşit olduğunu, sadece kendi vatandaşlarına değil, Türkiye aslında Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ni kabul etmiş bir ülke olarak, yabancılara bile, yabancı şirketlere karşı da hep eşit muamele yapan bir ülke. Ama bu davanın çok ayrı bir özelliği var. Gayrimüslim bir vatandaşımızla ilgili bir dava olduğu için ayrı bir hassasiyet tabii ki söz konusuydu. O bakımdan her türlü titizliği göstermek, herhangi bir şekilde vatandaşlarımız arasında yanlış kanaatlerin oluşmasına fırsat vermemek bizim görevimizdir.

19 Ocak 2007’de gerçekleşen Hrant Dink suikastini incelemekle görevli TBMM İnsan Hakları Alt Komisyonu’na çağrılan, cinayetin örgüt bağlantısını örtbas etmeye çalıştığı ve cinayetin olacağıyla ilgili istihbarat bilgisini ilgili mercilere gerektiği şekilde ulaştırmadığı söylenen isimlerin arasında geçen ve suikast sırasında Emniyet Genel Müdürlüğü İstihbarat Daire Başkanı olan Ramazan Akyürek 27 Şubat 2008 tarihinde komisyona davada azmettirici olarak yargılanmış olan Erhan Tuncel için şunları söyledi:

Türkiye’de çok önem arz eden, bir seneden fazladır devletin başını ağrıtan, herkesi üzen ve ülkemizi de uluslararası arenada birazcık örseleyen bir olayı haber veren bir kişi. Çalıştığım dönem için bu hayati önemdedir. Medyada Tuncel’in fazlaca örselenmesi, bir devlet çalışanı olarak beni üzmüştür. 

Hrant Dink’in Sabiha Gökçen’in Ermeni olduğuna dair yaptığı haber sonrası, 23 Şubat 2004 tarihinde valiliğe çağrılarak Vali Yardımcısı Ergun Güngör ve MİT Marmara Bölge Yardımcısı Özel Yılmaz tarafından “uyarılması”yla ilgili olarak dönemin İstanbul Valisi, şimdinin AKP Mardin Milletvekili Muammer Güler, Dink suikastını incelemekle görevli TBMM İnsan Hakları Alt Komisyonu’na 3 Ocak 2008’de şöyle dedi:

Devlet böyle tehdit etmez, yapsa başka türlü yapardı.

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan 30 Ocak 2007 tarihinde yaptığı Ulusa Sesleniş konuşmasında Hrant Dink suikastına değindi ve şunları söyledi:

Hrant Dink cinayetinin bütün yönleriyle aydınlatılması, adaletin yerini bulması bakımından elbette kutsal bir görev yerine gelmektedir. Huzur ve istikrarımıza, birlik ve beraberliğimize, düşünce özgürlüğüne ve demokrasimize kastedenlerin benzer alçakça girişimlere bir daha cesaret edememeleri bakımından da sonuca ulaşmamız büyük önem taşıyor. Biz yürütme olarak bu sorumlulukla hareket ettik ve ediyoruz, edeceğiz. Bu mücadelede polisiye tedbirler elbette önemlidir. Bu konuda emniyet güçlerimiz varsa hatalarından da dersler çıkartarak üzerlerine düşeni yapma gayreti içindedirler. Nitekim çabuk, dikkatli ve kapsamlı hareket edilerek Hrant Dink cinayetinin zanlısı, olayın üstünden sadece 32 saat geçmişken yakalanmıştır. Bununla yetinilmeyerek olayla ilgili bağlantıları olabilecek herkes incelemeye alınmış, cinayeti hazırlayan ilişkiler ağını çözmek için çalışmalar derinlemesine sürdürülmüştür, halen de sürdürülmektedir.

Dönemin Adalet Bakanı Cemil Çiçek 301. maddenin değiştirilmesi tartışmalarıyla ilgili 6 Ocak 2006 tarihindeki NTV canlı yayınında şöyle konuştu:

Her farklı uygulamayla yasa değiştirilirse, ceza kanununda madde kalmaz. Bu maddeler İtalya’da, Almanya’da, Fransa’da da var ama uygulanmıyor. Sorunumuz uygulamadan. 

Maddeyle ilgili sözlerine devam eden Çiçek, Türklüğe hakaret suçlamasıyla yargılanan ve sonraları hakkında “301’i başımıza o açtı” dediği Orhan Pamuk’un davasıyla  ve 301’in gündemdeki yeriyle ilgili de şunları dedi:

Böyle anlaşılmasına kendisi de yardımcı oldu. Savcıya dediğini Haziran’da söylemek yerine olay gündeme geldiğinde ‘Ben Türk olmakla mutluyum’ ifadelerini söylemiş olsaydı, Türkiye bu kadar bu sıkıntıları yaşamazdı. Aydın sorumluluğu bunu gerektirmiyor mu? Orhan Pamuk’un ‘Milletimden özür dilerim’ demesi gerekmez miydi? Ben yanlış anlaşılırsam özür dilerim hep.

Halkın gündeminde 301. madde yok. İsterseniz gidip Çıkrıkçılar Yokuşu’ndaki, Hacı Bayram’daki halka soralım. Gündemleri bu değil. Ama entellektüellerin gündeminde bu var.

Eski Trabzon Valisi Hüseyin Yavuzdemir, 19 Ocak 2007’de suikasta uğrayan Agos Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Hrant Dink’in katledilmesiyle ilgili 24 Ocak 2007’de gazetecilere şu saptamaları yaptı:

Amatörce işlenmiş bir cinayet. İdeolojik örgüt yok. İsmini bildiğimiz kişi tarafından kullanılmış ve örgütlendirilmiştir. Teşvik edilmiştir.

McDonalds bombalamasından sonra Yasin Hayal’in neden izlenmediği sorusu üzerine de şunları söyledi:

Polisin takip yapabilmesi yargının iznine tabidir. Bir insanın peşinde polisin, jandarmanın dolaşması, o insanı rahatsız eder. Hakimin önüne onun takip edilmesini gerektirecek ciddi delilleri koymak lazım. Normal bir vatandaşı takip etmek modern devlet anlayışıyla, hukuk devletiyle bağdaşmaz. 

Dönemin Türk Tarih Kurumu başkanı, şimdinin MHP Kayseri Milletvekili Yusuf Halaçoğlu 25 Şubat 2007’de Hrant Dink’in cenaze töreniyle ilgili kaygılarını şöyle dile getirdi:

Artık soykırımın Türkiye’de herhangi bir kimseye kabul ettirilmesi bu aşamadan sonra mümkün değildir. Çünkü, ‘Hepimiz Dink’iz, Hepimiz Ermeniyiz’ sözü tek taraflı kaldı. Bu topluluk, PKK ile çarpışan askerlerimizden şehit olanlar için ‘Hepimiz Türküz’ demedi bugüne kadar ve demiyor. Hala şehit olanlar için de demiyor. Elçilerimizle ilgili de demiyor, buna benzer başka konularda da ‘Hepimiz Türküz’ demiyor hiçbir zaman. ‘Hepimiz Ermeniyiz’ diyenler, aslında belli bir ideolojinin mensupları olduklarını ortaya koydular. 40 bin kişiydi, 50 bin kişiydi ama bunlar, çok iyi örgütlenmişlerdi. Sanki bu ölüm onlar tarafından önceden biliniyormuş gibi bir tavır takındılar, hemen sloganlar hazırdı. Ondan sonra elde kafa biçiminde hazırlanmış pankartlar hazırdı ve böylece topluluk sayısı bu pankartlarla epeyce fazlalaştırılmıştı; elde tutulan siyah, baş şeklindeki pankartlarla birdenbire sayı 40 binlerden 80 binlere çıkarıldı böylece. Bunlar da önceden hazırlanmıştı; bu binlerce slogan nerelerde basıldı, kimler bunun finansmanını sağladı? Zannediyorum, bunların çok iyi araştırılması gerekiyor.

Türkiye’de ne kadar Ermeni nüfusu var? Yaklaşık 50 bin civarında Ermeni vatandaşımız var. Bunların hepsinin katılması mümkün mü? Değil. Kadın, erkek, çocuk hepsi 50 bin… O zaman bunlardan en fazla katılsalar -ki tabii olarak görüyorum, katılabilirler- 20 bin kişidir. Bunlar da samimi olarak katılmıştır. Ama onun dışındaki katılımlar kimdir? Sadece Türkler midir? Hadi bunların içinde 10 bin kişi de samimi olarak Dink’in öldürülmesini protesto edenlerdir, 30 bine çıktı. Geriye kalanı kimdir? Şimdi bunları çok iyi araştırmamız, bilmemiz lazım.

Polislik yaptığı 1970’li yıllarda sol-sağ öğrenci çatışmaları sırasında silahlı saldırganları korumuş olduğuna dair tanıklıklar olan, 1992’de Çiftehavuzlar’da 3 Dev-Sol militanının yargısız infazından dolayı hakkında ”kasten adam öldürmek” suçlamasıyla dava açılmış olup sonra beraat eden, Susurluk kazasının ardından Abdullah Çatlı ile olan 5 telefon görüşmesi incelemelerle ortaya çıkan Trabzon Emniyet Müdürü Reşat Altay’ın görev döneminde Hrant Dink, Trabzon emniyet teşkilatı ile ilişkileri olduğu belirlenen Ogün Samast tarafından 19 Ocak 2007’de öldürülmüştü. 26 Ocak 2007’de Reşat Altay’ın Hrant Dink’in suikastı soruşturması kapsamında merkeze alınmasının ardından CHP İl Başkanı Cafer Hazaroğlu bu kararı şu sözlerle eleştirdi:

Sayın Vali’nin tayininin hayırlı olmasını diliyoruz. Ancak Emniyet Müdürü’nün de alınmasını manidar buluyoruz. Parti olarak müdürün görevden alınmasına hayret ettik. 6 ay önce göreve gelmiş, şehirle kaynaşmış, tecrübeli, bütün olayların üzerine gidebilen, çağdaş ve cumhuriyetçi bir emniyet müdürüydü. Altay’ın Hrant Dink cinayetinde ne gibi bir ihmali olabilir ki? Biz çalışmalarını çok olumlu görüyorduk. Halkımız da kendisine güven duyuyordu. Hükümet tarafından sanki bir bahane yaratılıp da alınmış hissi uyanıyor bizde. Bu konuda yeterli açıklamanın yapılmasını istiyoruz.

Reşat Altay 2007’nin Aralık ayında İl Emniyet Müdürü olarak Burdur’a tayin edildi.

TRT 1’in haftalık programı Şahların Labirenti’nin 24 Aralık 2008 gecesi yayınlanan Maraş Katliamı’yla ilgili bölümünde konuşan katliamın bir numaralı sanığı ve Milliyetçi Çalışma Partisi’nden 19. dönem milletvekili Ökkeş Şendiller (Kengir), olayın ‘gerçek’ faillerini açıkladı:

Alevi-Sünni çatışması yoktu. İşin içinde Hrant Dink ve arkadaşlarının kurduğu sol örgütler vardı. Hrant Dink ve arkadaşlarının örgütleri bu işleri yaptı. Zaten olaylarda ölenlerin arasında yer alan 6-7 tane sünnetsiz cesedin Aleviler’le, Sünniler’le ne alakası var?

21 Ocak 2007’de dönemin İstanbul Emniyet Müdürü Celalettin Cerrah, Hrant Dink suikastinin zanlısı Ogün Samast’ın yakalanmasının ardından yaptığı konuşmada şunları söyledi:

Cinayetin herhangi bir siyasi boyutu ve örgüt bağlantısı yok. Zanlı, milliyetçi duygularla cinayeti işlemiş. Arkadaşı Yasin Hayal’le de bu konuda görüşmelerde bulunmuş.