Arşiv

Tag Archives: ileri demokrasi

Başbakan Tayyip Erdoğan 2 Nisan 2012’de katıldığı AKP Genel Merkezi’nde düzenlenen Yerel Yönetimler ve Aile Sempozyumu’nda modern şehirlerin insana ve aileye hükmettiğini, huzurlu ve güvenli şehirler inşa edeceklerini anlattı ve ekledi:

Şimdi gideceğiz gerekirse evleri yıkacağız. Bunun yetkisini aldık mı, aldık. Yasal düzenlemeleri buna göre, kentsel dönüşüm değişimle beraber yaptık, yapıyoruz, yapacağız. Onun için tüm milletime sesleniyorum işimizi kolaylaştırın.

2011 seçimleri sonrası kurulan Çevre ve Şehircilik Bakanlığının (namı diğer “toki bakanlığı”) görevleri ve teşkilatı 17 Ağustos 2011 tarihli, 648 sayılı KHK ile belirlendi. Bu görevler arasında, Türkiye’de şimdiye kadar doğal sit alanı ve tabiat varlığı olarak tescil edilmiş bölgeleri yeniden belirlemek vardı. 25 Ağustos’ta Taka gazetesine konuşan Erdoğan Bayraktar şunları söyledi:

Bakanlığımız, kullanma ve koruma dengesini geliştirecektir. Sit alanları kendi şartlarında değerlendirilmelidir. Sit alanları haram bölgeler değildir. Oralarla ilgili de bazı düzenlemeler yapılabilir. 1970 yılından sonra dünya genelinde çevre duyarlılığı arttı. Bu duyarlılığa biz de katkı sağlayacağız. Orman Bakanlığından çevreyi,  Kültür Bakanlığından tabiat varlıklarını aldık. Yeni bir bakanlık oldu. Bizim bakan olacağımız belli değildi. Bizden önce teşkilatlandı. Biz de eksiklikleri gideriyoruz. Belediye vermesi gereken imar palanlarını vermezse, geciktirirse biz müdahale edeceğiz. Ancak, Vali inceleyecek bize rapor yazacak, biz devreye girip insanımızın, müteahhitimizin  mağduruyetini  gidereceğiz. Bakanlığın her türlü kamu ve şahıs imar planı yapma yetkisi var.  Çevre planlarını da biz yapacağız. Nüfusu 5 binin altında olan beldelerden yapı denetim zorunluluğunu kaldırdık. Kamu ve özel sektör arazilerinin birileştirilmesindeki bürokratik engelleri azalttık. Şu anda TOKİ bana bağlı değil. TOKİ operasyonel bir kurumdur. Her türlü ihale yetkisi vardır. Bizim yaptığımız her şey hazinenindir. TOKİ’ye yardımcı olacağız. Şehircilikten anladığımız için bu bakanlığa getirildik. Tarım Bakanı da olabilirdim. Bu ustalık kabinesidir. Bu çercevede bütün bakanlıkları sayın Başbakanımız icracı bakanlığa cevirdi. Bunlardan Çevre ve Şehircilik Bakanı da biz olduk. Tüm Türkiye’ yi kucaklayacağız.

Daha önce doğal sit alanları, tabiat varlıkları ve bunlar hakkındaki koruma tedbirleri hakkında karar alacak Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulunda yer alan meslek grupları “biyolog, peyzaj mimarı, ziraat, çevre, orman ve su ürünleri mühendisleri” iken 2 Kasım 2011’de çıkartılan 662 sayılı KHK ile bunlar “mimar veya şehir plancısı, orman veya çevre mühendisi” olarak değiştirildi.

20 Mayıs 2011 tarihinde Haber Türk kanalında Yiğit Bulut’un sorularını yanıtlayan Recep Tayyip Erdoğan YGS skandalını gündeme taşıyan gazetecilerden Abbas Güçlü’yle ilgili isim vermeden şu ifadeleri kullandı:

Burada da yine medya var. Medyada da bunları kimlerin sürüklediğini biliyorsunuz. Bana isim verdirtmeyin. İşi gücü zaten o kişinin, bu. … Ondan sonra dalga dalga bu illegal örgütlere kadar uzandı. Yürüyenlerin kaç kişi olduğunu biliyorsunuz, görüyorsunuz. Öğrenci tabii ne bilir! … O kişinin sürekli bu işin üzerindeki kampanyasını ben söylüyorum. Yani delil, belge falan değil. Mensubu olduğu yayın organının televizyonunda da, köşesinde de sürekli bu işi tahrik etti. Yani mahşeri vicdanda bunlar mahkum olacaklar. Olayları bu. Ve gelecekte tabii bunlar çok bedelini ağır ödeyecekler tabii.

Erdoğan 12 Nisan’da da şifre skandalına tepki verenler hakkında şöyle konuşmuştu:

Bir şey de çok açıkça belli. Herhalde birilerinin tezgahı bozuluyor ki bu işten çok rahatsızlar. … Zaman kaybı ile ikinci imtihanı engelleme gayretleri var. Sokaklara kimlerin döküldüğü de ortadadır. Provokatif eylemleri hiçbir zaman YGS’yi olumsuz yönde etkilememelidir.

Dönemin Maliye Bakanı Kemal Unakıtan 23 Ocak 2008’de, 2007 bütçe uygulamalarıyla ilgili bir basın toplantısı düzenledi. Toplantı öncesi kahvaltı esnasında yanındaki müsteşar Hasan Basri Aktan’ın mikrofonların açık olduğunu unutup, Yusuf Ziya Özcan’ı kastederek “Yeni YÖK başkanının havası değişmiş. Gayet güzel sözler söylüyor” demesi üzerine gülerek şöyle dedi:

İsterse söylemesin. 

Aktan buna karşılık,  “Bu ortamdan faydalanıp üniversite reformunu da yaparsak, sayın bakanım, hükümet olarak çok ciddi bir başarı olur. 300 milyona yakın, üniversitelere iyileşme yapıyoruz yıllık. Gülüp oynasınlar. Daha sesleri çıkmaz.” dedi.

Yusuf Ziya Özcan da başkanlığa atandıktan dört gün sonra, 14 Aralık 2007’de dönemin Meclis Başkanı Köksal Toptan’ı makamında ziyaret etmiş ve başına benzer bir durum gelmişti. Gazetecilerin görüntü aldığı sırada Toptan’ın YÖK’le ilgili söyleyeceği olup olmadığını sorması üzerine, “Hayır, yok hocam” diyen Özcan, Toptan’ın “Arada sırada bu konularla birlikte katılımınız için cevap da vermek lazım” demesi üzerineyse şöyle konuştu:

Aynısını konuştuk, bunların aynısını. Hem Cumhurbaşkanım onu tavsiye etti hem de Başbakan  ‘Aman’ dedi ‘Hoca, dikkat et, bir şey söylersin, ipimizi çekerler.’ 

Samsun sahil yolunda devriye gezerek yanyana oturan sevgilileri ‘düzgün oturmaları’ için uyaran ‘motorize zabıta ekibi’nin uygulamaları 22 Eylül 2004’te medyaya yansımıştı. Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreteri Kamil Şara’nın “Kamu ahlakına uygun olmayan, içki içen, insanları rahatsız edenleri zabıta görevlilerimiz sadece ikaz ediyor.” diye anlattığı durumu Belediye Başkanı Yusuf Ziya Yılmaz ertesi gün şöyle yorumladı:

Zabıtanın böyle bir görevi yok. Onlara asla verilmemiştir ama bir ağabeylik duygusuyla burada görüntü olarak nahoş olabilecek, kendi ölçeklerinde, kendi değerlendirmelerine göre bir takım uyarılarda bulunmayı, buradaki ağabeylik ve buraların sahibi, buraları korumak ve kollamak psikolojisiyle yapılmış bir davranış olabilir. 

Başbakan Erdoğan, 22 HES yapımının planlandığı İkizdere Vadisi’nin SİT alanı ilan edilmesi kararını alan Trabzon Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu’na 23 Ekim 2010 tarihinde şöyle itiraz etti:

Değerli arkadaşım sen bugüne kadar neredeydin yahu? Bugüne kadar oraları niçin SİT alanı ilan etmediniz de şimdi HES çalışmaları başlayınca kalktınız buraları SİT alanı ilan ediyorsunuz? Bu haritaları siz yapacaksınız, bunun üzerinde siz çalışacaksınız. 

Bizler yıllarca bu ülkede ’su akar, Türk bakar’ mantığıyla suya yaklaştık ama artık böyle bakmayalım istiyoruz. Artık ’su akar, Türk yapar’ demeye başladık, şimdi de önümüz kesiliyor. Bu sularımız denizlere boşu boşuna akıp gitmesin. Bunlardan hep birlikte istifade edelim. Bunu tamamen popülist bir yaklaşımla ele alalım demiyorum, doğayı tahrip edelim demiyorum ama Allah aklı, bilimi, bilgiyi, araştırmayı bize emrediyor. Bizim bunları yapmamız lazım.

Hükümet bu açıklamanın ardından 28 Ekim’de meclise gönderdiği ve 29 Aralık akşamı onaylanan Yenilenebilir Enerji Kanunu hakkında değişiklik öngören yeni yasayla, milli parklar, doğal sit alanları, tabiat parkları gibi tüm koruma altındaki alanlarda HES’lerin önünü açtı.

Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar 14 Ağustos 2011’de AKP’nin 10. yıldönümü dolayısıyla düzenlenen bir konferansa katıldı ve şu değerlendirmelerde bulundu:

AK Parti için on yıldır gece gündüz çalışan bu kardeşlerimi defalarca tebrik ediyorum. AK Parti’ye oy veren kardeşlerimi tebrik ediyorum. Ama biz şimdi diyoruz ki – Zonguldak’ımızın 620 bin civarında nüfusu var-  620 bin insanı bizim kardeşimizdir. Bize oy veren de vermeyen de bizi takdir edecek. Biz herkese hizmet edeceğiz. Artık seçim oldu, Türk milleti bizi birinci parti yaptı, dedi ki ‘Sana oy verene de vermeyene de hizmet edeceksin. Türkiye’nin tüm coğrafyasına hizmet edeceksin.’ Tabii ki oy verenlerle vermeyenler bir değil; onu da bir tarafa koymamız lazım.

Bayraktar aynı konuşmada bir insanın ihtiyaçlarını da önem sırasına göre şu şekilde listeledi:

İnsanların ihtiyaçları var. İlk başta ’yuvam olsun’, arkasından ’arabam olsun’ gibi ihtiyaçlar var. Başbakan, ’Eğer ihtiyaçlarınız varsa önce ev alın’ dedi. Tabii ben de konutçu olarak konutun alınmasını çok isteyen birisiyim. İnsanlar çoluk çocuk sahibi olsun. Hem ev sahibi olarak evlenmek, hem de hanım almak çok güzel bir şey. Başbakan’ın bu güzel ifadesinden çok memnun olduk.

Recep Tayyip Erdoğan, 4 Mayıs 2007’de dönemin Genelkurmay Başkanı Yaşar Büyükanıt’la Dolmabahçe’de görüştü. Görüşme, cumhurbaşkanlığı seçimi sürecinde yaşanan gelişmelerden ve 27 Nisan e-bildirisinden hemen sonra gerçekleştiği için merak uyandırmış, ancak herhangi bir bilgi paylaşılmamıştı. Bundan iki yıl sonra, CHP Konya Milletvekili Atilla Kart 9 Haziran 2009 günü Dolmabahçe görüşmesiyle ilgili neden açıklama yapılmadığıyla ilgili meclise bir soru önergesi verdi. 11 Haziran 2009’da NTV’de canlı yayına katılan Erdoğan, bu önerge karşısında ne yapacağı sorusuna şöyle yanıt verdi:

Bunlar bu soru önergelerini çok basite aldılar. Utanmasalar sıkılmasalar aile mahremiyetlerini bile Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne taşıyıp orada soru önergeleri ile onların da cevabını isteyecekler. ‘Aranızda ne konuştunuz?’ Burada biz iki yetkili, Genelkurmay Başkanı ile Başbakan bir araya gelmişiz, bir mahrem görüşme yapıyoruz, bunları açıklamaya mecbur muyuz? Bu benimle mezara gider. İnanıyorum ki Sayın Büyükanıt da böyle düşünür. Fakat Sayın Büyükanıt’ın böyle bir şeyi – ki yapacağına ihtimal vermiyorum – açıklamaya kalkarsa, o zaman ben de tabii yaptığımız görüşmeyle ilgili şeyleri açıklarım.

TBMM’nin 90. yılı için Adıyaman’da kurulan ormana fidan dikmek üzere 9 Nisan 2010’da şehre gelen dönemin TBMM Başkanı Mehmet Ali Şahin, Adıyaman Valisi Ramazan Sodan’ı makamında ziyaret etmeye giderken, Valilik binası protokol girişinde  toplanan 50 kadar Tekel işçicisinin protestosuyla karşılaşınca protestoyu önce görmezden gelip binaya girdikten sonraysa gazetecilere şunları söyledi:

Bu kadar işsiz insan varken, 500-600 liraya çalışmaya hazır insan varken, 900 liraya çalışmayacak bir de eylem yapacaksın. Bu bindiğin dalı kesmektir. Bağıra çağıra hak elde edeceklerini sanıyorlarsa, asla hak elde edemezler.

Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım 16 Şubat 2011’de katıldığı  Polatlı’daki hızlı tren istasyonunun açılışında yaptığı konuşmada şu sözleri sarf etti:

Bölünmüş yollarda sollamayı bitirdik, siyasette de solu bitirdik. Çünkü hizmet ederseniz bu millete, bu millet sizin arkanızdan ayrılmaz. … İnsanı yücelt ki devlet yücelsin anlayışıyla çalışan bir iktidar var. Bu ülke insanına sevdalı bir dünya lideri Recep Tayyip Erdoğan var. Onun ekibi olarak bu hizmetleri sizlere getirdik bundan sonra da getirmeye devam edeceğiz.

Dönemin AKP Rize Milletvekili Ali Bayramoğlu Mart 2009 yerel seçimleri sonrası 30 Mart’ta AKP Rize İl Teşkilatı’nda seçim sonuçlarını değerlendirdi ve Çamlıhemşin Belediye Başkanlığını bağımsız aday İdris Lütfü Melek’in kazanmış olması konusundaki üzüntüsünü dile getirdi:

Rize’de on bir ilçenin onunda belediye başkanlıklarını kazandık. Sadece daha önce bizde olan Çamlıhemşin Belediyesi’ni kaybettik. Bir tek şeye üzülüyorum. Çamlıhemşin İlçesini almamız halinde AKP olarak Türkiye’de bir şehrin bütün ilçelerini kazanan tek parti olarak tarihe geçecektik. Seçim sonuç listelerinde ilçelerde alt alta ampul yanacaktı. Ancak bir ilçede araya virüs bulaştı”.

AKP döneminde uygulamaya geçen Ankara-İstanbul hızlı treni, 22 Temmuz 2004 tarihinde Pamukova’da raydan çıktı ve 41 kişi öldü, 97 kişi yaralandı. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan olay sonrası bir gazetecinin ”Ulaştırma Bakanı ve diğer bürokratlarla ilgili herhangi bir tasarrufunuz olacak mı, yoksa olay makinistlerin sorumluluğuyla mı kalacak?” sorusuna, ”Siz hangi gazetedensiniz?” diye sordu ve gazetecinin Radikal muhabiri olduğunu öğrendikten sonra Erdoğan:

Çok radikalsiniz. Soru sormak çok önemli de sorunun şekli de çok önemli. Acı paylaşmıyorsunuz.

dedi. Gazetecinin ”Acı hepimizin acısı” demesi üzerine şu şekilde devam etti:

Acı hepinizin acısıysa, acıyı paylaşıyorsanız bu soru sorulmaz. Önce, acaba bu kazanın nedeni nedir, bunların üzerinde durun. Hemen ilk sorduğunuz soru belki de akla gelmeyecek, en son düşünülecek şey. Bugüne kadar Türkiye’de meydana gelen bu tür kazalarda hep hükümetler istifa etmiş, bakanlar görevden mi alınmış? 1950’den bu yana aynı hat üzerinde onu aşkın kaza meydana gelmiş ama hiçbir zaman böyle bir tasarruf aranmamış. Aklınıza gelen her kazada kalkıp pat diye tasarruf sahibi olan hükümetti, bakandı, görevden mi alınacak? Bir defa bu konularda haddinizi bilerek sorular sorun.

Recep Tayyip Erdoğan 5 Şubat 2007’de, daha önce “Ne iş yaptıklarını bilmiyorum.” dediği Cumartesi Anneleri’nin on dört temsilcisiyle Dolmabahçe’de buluştu ve kayıp yakınlarının taleplerini dinledi. Temsilcilerin meclis araştırma komisyonu kurulması talebi hakkında, o güne kadar muhalefet partilerinin verdiği birçok önerge reddedilmiş olmasına rağmen:

Bu bizim tek başımıza yapabileceğimiz bir şey değil. Diğer partiler de dahil olmalı.

dedikten sonra, Bütün Kişilerin Zorla Kaybedilmeden Korunmasına Dair Uluslararası Sözleşme’nin neden hala imzalanmadığı sorusunu şöyle yanıtladı:

İmzalamıyorsak vardır bir bildiğimiz.

Dönemin TBMM Başkanı Bülent Arınç, 30 Nisan 2005’te katıldığı Ankara Kulisi adlı televizyon programında  Anayasa’nın değiştirilemez maddelerinin hukuk mantığı içinde kendisine uygun gelip gelmediğinin sorulması üzerine şöyle dedi:

Anayasa Mahkemesi’nin yetkisi Anayasa’da sayılmış. Anayasa’nın değiştirilmesi teklif bile edilemez maddelerine amenna, buna hiç kimsenin bir şey söylediği yok. Başka bir şey söylüyorum. Bu Anayasa Mahkemesi’ni Meclis’te yapacağım bir Anayasa değişikliğiyle kaldırabilir miyim? Kaldırabilirim.

Bunu değiştirebilir miyiz? Değiştirebiliriz. Üye sayısını değiştirebilir miyiz? Değiştirebiliriz. Görev sahasını değiştirebilir miyiz? Değiştirebiliriz. Yüce Divan yetkisini Anayasa Mahkemesi’nden alabilir miyiz? Alabiliriz. Her yasanın Anayasa Mahkemesi’ne gitmesini engeleyebilir miyiz? Engelleyebiliriz. Her şeyi yapabilirim, ben Meclisim. … Ben yasama organı olarak istediğim yasa değişikliğini yaparım. İstediğim yasağı koyarım, istediğim yasağı kaldırırım. TBMM’nin bu yetkisi üzerine kimse perde düşüremez.

Kahramanmaraş Milletvekili Avni Doğan 20 Şubat 2010’da, Karacasu Beldesi AKP seçim bürosunda yaptığı konuşmada şunları söyledi:

…Kim muhafazakar, kim Ramazan’da oruç tutuyor hepsini fişlemişler. Eee şimdi biz onları fişliyoruz. Kırk sene onlar bu halka yaptı, inşallah sıra bizde. Yapmaya çalıştığımız bu arkadaşlar.

Yahu hükümet biziz. Yapılan her şeyi biz yaparız. Bizim istemediğimiz şeyi de kimse yapamaz.

Başbakan Tayyip Erdoğan 12 Eylül 2010’daki referandum öncesi Tüsiad’a şöyle seslendi:

Ben de bugün konuşmamda dedim ki ‘Bakın burada da tavrınızı ortaya koyun, hayırsa ‘hayır’ deyin, evetse ‘evet’ deyin. Çünkü bitaraf olan bertaraf olur’. TÜSİAD hemen açıklama yapmış. ‘Bizden kimse irade beyanı isteyemez’ demiş. Peki 2000-2001’deki irade beyanını nasıl yaptın? Bu ülkeyi biz sermayenin hegemonyasına terk etmeyeceğiz. Bunu bir defa açıkça ortaya koymak gerekiyor. Yani geçmişte siz iktidarlarla böyle köşeye sıkıştırıp kedi köpekle oynar gibi oynayabilirdiniz. Ama bu iktidarla oynayamazsınız. Bir şey hayırsa ‘hayır’ dersin, evetse ‘evet’ dersin. Karşımıza gelip farklı, kapıdan çıktıktan sonra farklı diyor. Biz bu tür şeylere pek alışık değiliz.