Arşiv

Tag Archives: işçi hakları

Erzurum’un Aşkale ilçesinde 2 Nisan günü HES inşaatında 5 işçinin hayatını kaybetmesi sonrası 15 Nisan 2012 günü incelemelerde bulunmak için bölgeye giden İçişleri Bakanı İdris Naim Şahin, sonrasında Pasinler ilçesine geçti. Onu karşılayan vatandaşlardan Mustafa Boğaçayır’ın “Sayın Bakanım, senin geldiğine çok sevindim” demesi üzerine bakan şu cevabı verdi:

Yok ya? Nereden bileyim sevindiğini? Haydi bir takla at bir göreyim bakayım. Bir oyna bakalım. Oyna, nasıl oynarsın? Çalsın. Çal bakayım. Çal davulcu. 

Bakan’ın bu çağrısına uyan davulcu çalmaya başlayınca Boğaçayır’da sevincini göstermek için oynamaya başladı.

12 Mart 2012’de İstanbul Esenyurt’taki Marmara Park alışveriş merkezinin inşaat şantiyesinde işçilerin yatakhane olarak kullandığı çadırlarda çıkan yangında 11 işçi hayatını kaybetti. Çalışma Bakanı Faruk Çelik 15 Mart’taki Plan Bütçe Komisyonu’nda CHP’li Mevlüt Aslanoğlu’nun “İşçilerin kaderi bu muydu?” sorusu üzerine şöyle dedi:

Olay kaza değil. Önlem alınsa yaşanmazdı. Ama kader mi, kader…

Eski Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Mükerrem Taşçıoğlu, Türk-İş’in 1987 yılını eylem yılı ilan ettiğine ilişkin soruları yanıtlarken 15 Ocak 1987’de Cumhuriyet’e şöyle konuştu:

O lafı hiç etmesinler ve iştahlı olmasınlar. Her şeyden önce kongrelerinde ifade-i meram ettiğine şükür etsinler.

Taşçıoğlu aynı görüşmede, yapılan grevlerle ilgili görüşlerini içten bir dille anllattı:

Grevi sevmiyorum. Grevi sevmiyorum derken, lokavtı sevmiyorum anlamayın. Grev bir ihtilafın tezahürüdür. Ben barış taraflısıyım. Aslında kimse keyfinden grev yapmaz. Ücretinin kesilmesine razı olmaz.

Eski Isparta Belediye Başkanı Hasan Balaman belediye işçilerini baskı ve tehdit yoluyla Hak-İş’e kaydettirme suçundan 2,5 yıl hapis cezası aldı. 9 Şubat 2012 tarihinde kararı değerlendiren Balaman şöyle konuştu:

Yüce mahkemenin verdiği karar ne hırsızlık, ne yolsuzluk, ne de belediyeyi zarar uğratmak suçundandır. Aldığım ceza Hak-İş Sendikası’nı belediyede kayırmam, onları desteklemem iddiasıyla verilmiş bir karardır. Eğer bu doğruysa benim için bu bir idealdir. Onur duyarım. 

ABD Temsilciler Meclisi’nde gündeme gelen Ermeni soykırım tasarısına karşı görüşmeler yapmak için ABD’ye giden heyette yer alan CHP milletvekili Şükrü Elekdağ 6 Ekim 2007 tarihinde tasarıya karşı şu önlemlerin alınması gerektiğini savundu:

Türkiye’den besleniyorlar. Her gün Erivan’dan İstanbul’a bavul alışverişi için geliyorlar. 70 bin Ermenistan vatandaşı Türkiye’de kaçak olarak çalışıyor. Bunların Türkiye’de kalmalarına izin veriyoruz. Bunu söyleyince, ‘Göndermek insanlığa aykırıdır’ diyorlar. Bizim bir kaçak işçimizi Fransa’da bir gün tutarlar mı, hemen geri gönderirler. Onların yaptıklarının insaniyetle ilgisi var mı? Birkaç yüz tanesini gönderin, sonra birkaç yüz tanesini gönderin. Türkiye’nin istedikleri gibi oynayacakları bir ülke olmadığını görsünler.

MHP Afyonkarahisar İl Başkanı Ahmet Ertürk ise  Fransa Ulusal Meclisi’nde kabul edilen Ermeni soykırım tasarısıyla ilgili 24 Ocak 2012’de yaptığı açıklamada benzer bir öneri getirdi:

İşi sadece insani boyutlarla ele almamak lazım. Devletimizin her konuda öncelikle Türk milletinin menfaatlerini gözetmesi gerekir. Çalışma Bakanı’na seslenmek istiyorum. Türk gençleri asgari ücretli bir iş bulabilmek için her kapıyı çalarken 100 bin civarında olduğu söylenen kaçak Ermeni işçileri derhal sınır dışı etmelidir. Yaklaşık 100 bin Ermeni şu anda Türkiye’de kaçak işçi olarak çalışmaktadır. Bunların çalışmasına göz yumulması haklı bir gerekçe olamaz. Artık bu işin insani boyutu falan yok. 

DYP Başkanı Tansu Çiller ve Başbakan Tayyip Erdoğan’da Ermeni işçilerle ilgili benzer açıklamalarda bulunmuşlardı.

DYP Genel Başkanı Tansu Çiller 7 Ekim 2000 tarihinde Eskişehir’de Sanayi Odası’nca düzenlenen teknoloji ödülleri töreninde ABD Temsilciler Meclisi’nin gündeminde bulunan Ermeni soykırımı tasarısıyla ilgili konuştu ve tasarıya misilleme olarak şu öneriyi sundu: 

Bugün ülkemizde 30 bin Ermeni vatandaşı var. Ermeni asıllı Türk vatandaşları benim birinci sınıf vatandaşımdır. Bütün azınlıklar benim birinci sınıf vatandaşımdır. Türk vatandaşı ise; vatandaşlık hakkı vardır. Ama Ermeni vatandaşları var. 30 bin. Bunlar işadamı, Türkiye’de gelip iş yapıyorlar. Ya bunları seferber edip Ermenistan’a yollayalım veyahut da bunları sınırdışı edelim, onlar uğraşsın biraz. Yani bunun gibi bir çok çözüm var, bunları tartışmak istiyoruz Sayın Başbakan ile.

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Polonya’ya ziyareti sırasında, 14 Mayıs 2009’da Türkiye’deki Ermeni işçiler konusunda şu açıklamayı yaptı:

Şu anda benim ülkemde 40 bin kaçak Ermeni var. Niye bunlar bizim ülkemize gelip girdiler. Çünkü Ermenistan’da sıkıntı büyük, sefalet var. Şu anda bizim ülkemizde barınma mücadelesi veriyorlar. Gerekirse geri de göndeririz ama biz böyle bir şeyi insani yaklaşım olarak doğru bulmuyoruz.

16 Mart 2010 tarihinde BBC Türkçe’ye verdiği röportajda ise ‘Ermeni Tasarısı’ nedeniyle yaşanan siyasi krize dair görüşlerini anlatırken, Türkiye’de ‘izinsiz’ çalışan Ermenistan vatandaşlarına karşı izlenebilecek muhtemel bir sınırdışı politikasını şu şekilde özetledi:

Bakın benim ülkemde 170 bin Ermeni vatandaş var; bunların 70 bini benim vatandaşımdır. Ama yüz bin Ermenistan vatandaşını biz ülkemizde şu anda idare ediyoruz. E ne yapacağım ben yarın, gerekirse bu yüz binine ‘Hadi siz de memleketinize’ diyeceğim; bunu yapacağım. Niye? Benim vatandaşım değil bunlar… Ülkemde de tutmak zorunda değilim.

TBMM’nin 90. yılı için Adıyaman’da kurulan ormana fidan dikmek üzere 9 Nisan 2010’da şehre gelen dönemin TBMM Başkanı Mehmet Ali Şahin, Adıyaman Valisi Ramazan Sodan’ı makamında ziyaret etmeye giderken, Valilik binası protokol girişinde  toplanan 50 kadar Tekel işçicisinin protestosuyla karşılaşınca protestoyu önce görmezden gelip binaya girdikten sonraysa gazetecilere şunları söyledi:

Bu kadar işsiz insan varken, 500-600 liraya çalışmaya hazır insan varken, 900 liraya çalışmayacak bir de eylem yapacaksın. Bu bindiğin dalı kesmektir. Bağıra çağıra hak elde edeceklerini sanıyorlarsa, asla hak elde edemezler.

27 Şubat 2008 tarihinde, Tuzla tersanelerinde son sekiz ayda 18 kişinin iş kazası kaynaklı ölümlerini protesto etmek amacıyla oturma eylemi yapan ve sonrasında gözaltına alınan işçilerin eylemiyle ilgili Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik şu değerlendirmeyi yaptı:

Çözüm için bütün kapıların açık olduğunu söylüyor ve bu çalışmaları yapıyorsak buna rağmen hala orada ne eylemi yapıyorsunuz? Ne eylemi, biz anlamıyoruz. Duyulacaksa duyuldu. Meclis’te araştırma komisyonu kuruldu, insan hakları komisyon kurdu, çalışma, aile, sosyal komisyon kurdu, bakanlık olarak müfettişlerimiz orada. Türkiye’nin gemi sanayinden çıkması isteniyorsa bilemiyorum. Yatıyoruz Tuzla, kalkıyoruz Tuzla…

Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız 19 Aralık 2010’da katıldığı Tes-İş 9. Olağan Genel Kurulu’nda yaptığı konuşmada şunları söyledi:

Bizler gelişmekte olan Türkiye olarak mutlaka yeri gelecek 16-18 saat çalışabileceğiz. Değişimi iyi idare edebilmek adına bunu mutlaka yapmak lazım. Ben biliyorum ki benim işçim işini bitirmeden çıktığı direkten inmez. O direkte sorunu 8 saatte çözerse 8 saat, 18 saatte çözerse 18 saat çalışır. O yüzden biz uzlaşı içerisinde bütün emeklerimizi beraber ortaya koyarak Türkiye’yi geliştireceğiz.

Eski Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Ömer Dinçer, Zonguldak’ta otuz işçinin yaşamını yitirdiği kazanın ardından, 27 Mayıs 2010’da katıldığı bir programda sunucunun cesetlerin durumunu sorması üzerine şunları söyledi:

…Güzel öldüler. Yani o konuda, ben acı çekmediklerini ve fizik olarak da güzel öldüklerini buradan rahatlıkla söyleyebilirim. Sekiz tane işçimizde hafif yanıklar vardı. … Nitekim ilk çıkardığımız yirmi kişinin kimlik tespitinde de sorun çıkmadı biliyorsunuz. Diğerleriyle alakalı olarak, kimlik tespitinde dna testlerine başvurmak zorunda kaldık. Bu açıdan öyle bir şey yoktu yani, şanslıydık.

 Bütün işçilerimizi ailelerine teslim ettik. Hepsi defnedildi, hepsi huzur içindeler.

26 Mayıs’ta, dokuz işcinin cenazelerinin karıştırıldığı ortaya çıkmış, üçü kimlik tespiti için morgda beklerken defnedilen altısının mezarları açılmak zorunda kalmıştı.

TCDD Genel Müdürü Süleyman Karaman, 2009 yılının Aralık ayında 25 Kasım’da gerçekleşen bir günlük ‘uyarı grevi’ne katılmaları nedeniyle açığa alınan 16 kişi için destek eylemi yapan TCDD çalışanlarına yönelik şu ifadeleri kullandı:

Trenlerin sefere çıkmaması nedeniyle mağdur olan yolcuları otobüsle taşıdık. Sadece önceki gün otobüslere 100 bin TL ödedik. Tazminat davası ile bunlar eylem yapanlardan alınacak. Bunlar şaka değil, çalışanlar buna göre eylem yapsın. Bunlar serseri, memur değil. Böyle bir şey Patagonya’da olmaz, vatandaşın ulaşım hürriyeti engellenemez.

Devlet Bakanı Mehmet Şimşek, Ankara’da 42 gündür süren TEKEL işçilerinin eylemine yönelik, 25 Ocak 2010 tarihinde şu açıklamada bulundu:

Bizim hükümetimizin varsa bir hatası özelleştirme sonrası ortaya çıkan, açıkta kalan işçilerimize merhamet göstermesi. Eğer bir hata varsa o da merhametli olunmasından kaynaklanıyor.

Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız, 14 Ekim 2011’de, Avrupa Komisyonu Türkiye Dostları Grubu’nun Brüksel’de düzenlediği enerji konulu bir konferans dönüşü uçakta şöyle dedi:

Gün saat 5’te ışıyorsa, biz de bir saat hazırlık yaparak 6’da sokağa çıkıp işimize başlayalım. Gün 6’da ağarıyorsa, 7’de işe başlayalım. Mesai saatlerinin bitişi de günışığına paralel olsun.

Gerekçesini ise şöyle ifade etti:

Amerikalı o saatte işe başladığında anlamlı oluyor da bizde niye olmasın? Kültürümüzde var, örneğin bakkal saat 6’da açar. Kayseri’ye, Tahtakale’ye gidin, esnaf böyledir. Neden devlet yapısında hissetmeyiz? Günışığına bağlı çalışmak, enerji tasarrufu açısından da, psikolojilerimizdeki tesiri açısından da daha verimli olacaktır. Yılda 3 milyar kilovatsaat, yaklaşık 600 milyon lira tasarrufumuz olur. Çocukların da bir an önce bu kültüre ulaşması doğru olur.

17 Mayıs 2010 tarihinde Zonguldak’taki Türkiye Taşkömürü Kurumu Karadon Müessese Müdürlüğü maden ocağında meydana gelen grizu patlaması sonucu 30 madenci hayatını kaybetmiş, 28 madencinin cesedine 4 gün sonra ulaşılabilinmiş, diğer 2 madencinin cesedi ise aylarca bulunamamıştı. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan 19 Mayıs 2011’de patlamayı şu sözlerle değerlendirdi:

20 yıl gerisine kadar incelediğimde, ta 90’lı yıllardan bugüne kadar Zonguldak bölgesinde bu tür kazaları, grizu facialarını yaşadık. Ben de geldim, bu tür ocaklar nasıl ocaktır diye indim. 2 bin metre derinlikteki kömür madeni ocaklarında çalışan kardeşlerimin nasıl çalıştıklarını gördüm. Onlarla orada iftar yaptım. Bu mesleğin, kaderinde maalesef var. Bu mesleğe giren kardeşlerim de, bu mesleğe girerken içerisinde bu tür şeylerin olacağını bilerek giriyorlar.

15 Mayıs 2011’de Sağlık Bakanı Recep Akdağ, Batman Devlet Hastanesi’ni ziyareti sırasında yanına gelen ve çalışma koşullarının iyileştirilmesi isteğinde bulunan taşeron firma işçisi Nurullah Mehmetoğlu’na şu yanıtı verdi:

Gözlerin görmediği halde sana iş vermişiz. Para kazanıyorsun değil mi?

Mehmetoğlu’nun “Sıkıntılar içindeyiz. Bu müteahhit şirketlerin yanından ne zaman kurtulacağız?” demesi üzerine de şunu ekledi:

Müteahhit şirketlerde çalışacaksınız, para kazanacaksınız. Hadi bakalım.