Arşiv

Tag Archives: kadın

2 Haziran 2012 tarihinde Samanyolu TV’nin Günlük programında kürtajla ilgili açıklamalar yapan Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek şöyle konuştu:

Sağlık Bakanlığı geçen günlerde bir açıklama yaptı. Yılda 100 kürtaj yapıldığını söyledi. Bu ne demek? Yılda 100 bin cinayet işleniyor. Anası olacak kişinin hatasından dolayı çocuk niye suçu çekiyor. Anası kendisini öldürsün. Diyorlar ki beden benim istediğimi yaparım. Ee can kimin Allah’ın değil mi? Allah’ın verdiği canı sen nasıl alabilirsin?

26 Mayıs 2012 tarihinde AKP Kadın Kolları Olağan Kongresi’nde konuşan Başbakan Recep Tayyip Erdoğan Kürt sorununun hükümetleri döneminde bittiğini söyledi ve 34 kişinin hayatını kaybettiği Uludere/Roboski katliamını gündeme getirenleri şöyle eleştirdi:

Ben sezaryenle doğuma karşı olan bir başbakanım ve bunların planlı yapıldığından, özellikle planlı yapıldığını biliyorum. Bunun bu ülke nüfusunun artmaması için atılan adımlar olduğunu biliyorum. Bunun bir taraftan da kendilerine mali kaynak teşkil etmesi için atılan adımlar olduğunu biliyorum. Bununla bu ülkenin nüfusu bir yerde donduruluyor. İki, kürtajı bir cinayet olarak görüyorum. Bu ifademe karşı çıkan bazı çevrelere, medya mensuplarına da sesleniyorum: Yatıyorsunuz, kalkıyorsunuz Uludere diyorsunuz. Her kürtaj bi Uludere’dir diyorum. 

30 Mayıs 2012 tarihinde Anadolu Ajansı Editör Masası’na katılan Sağlık Bakanı Recep Akdağ çıkarmayı düşündükleri kürtaj yasasıyla ilgili soruları yanıtladı. Tecavüze uğrayan kadınlarla ilgili olarak da şu açıklamayı yaptı:

Annenin başına kötü bir şey gelmişse ne olacak?’ deniyor. Gerekirse öyle bir bebeğe devlet bakar. Böyle bir yasa çıkarılıp da kürtajla ilgili daha ciddi kısıtlamalar getireceksek mutlaka onun yan tedbirlerini de almak durumdayız. 

6 Nisan 2011’deki 1. Uluslararası Teknoloji Bağımlılığı Kongresi’ne katılan Başbakan Tayyip Erdoğan konuşmasında üç çocuk söylemini kendi eşinin evdeki iş yükünü anlatarak şöyle sürdürdü:

Amerikan bezlerinden alınır, o bezler kaynatılır, elde ovuşturulur vesaire… Dört çocuğumu benim eşim böyle büyüttü ama şimdiki annelerin işi kolay. Oradan çocuk bezini al katla, at çöpe, yenisiyle yola devam. Dört çocuk elhamdülillah ama şimdikilere bakıyorsunuz ‘bir tane yeter Başbakanım’ diyor veya ‘iki tane yeter’ diyor. En az üç tane yap, bak şartlar çok kolaylaştı.

CHP İstanbul Milletvekili Nur Serter 15 Mart 2012’de katıldığı bir televizyon programında İstanbul Üniversitesi’nde rektör yardımcılığı yaptığı dönemde kurduğu ikna odalarıyla ilgili şöyle konuştu:

Eğer o çocuklara o günkü mevzuat, yönetmelik gösterilip de kayıt olmak için şartlar şunlar denmemiş olsaydı, gelin ne olur okuyun denmeseydi, bu kızlarımız şimdi üniversiteye girememiş olacaklardı.

Zaman zaman haksız saldırılara karşı keşke yapmasaydım, kapının önünde bekleselerdi dediğim oluyor; çünkü çok haksızlık yapıldı bana. Ama sonra düşündüğümde vicdanen pırıl pırılım. 

AKP Kırıkkale Milletvekili Ramazan Can kadına yönelik şiddet tasarısının görüşüldüğü TBMM Genel Kurulunda 7 Mart 2012’de yaptığı konuşmada şöyle konuştu:

Aile olmadan kadın olmaz, erkek olmaz. Burada bir sıralama yapmak gereği hasıl olacaksa, katılmıyorum ama, bu sıralamada aile ön planda olmalıdır diye düşünüyorum. Sonra çocuklar, sonra kadın, erkek. Eğer eşler arasında sıralamak gerekiyorsa, tabii kadınları öne alalım diyorum. Pozitif ayrımcılık uygulamaları boşanmayı kolaylaştırılacak, ailenin çabucak dağılmasına sebep olacak uygulamalara dönüştürülmemeli. Bir denge, tercih yapılması, birey olarak kadının haklarıyla birlikte ailenin hakları ve hukuku muhafaza edilmelidir. Erkeğin otoritesini, egemenliğini kıralım derken feminizme de davetiye çıkarmamak gerekir.

MHP Ankara Milletvekili Mustafa Erdem, Bülent Arınç’ın yanıtlaması istemiyle Meclis Başkanlığına verdiği önergede, “Son yıllarda ülkemizde yerli dizilerde özellikle gayrı meşru çocuk olgusu, çocuk sahibi olan kadının masumiyeti ve mağduriyeti zemininde meşrulaştırılmaya çalışılmaktadır. Hükümetinizin bu durumu önlemeye yönelik bir çalışması var mı?” diye sordu. 14 Aralık 2011’de Erdem’in sorusuna cevaben RTÜK Başkanı Davut Dursun yazılı olarak şu açıklamada bulundu:

Dizilerde işlenen marjinal temalar, bunlara ilişkin tespitler yayıncılarla paylaşılmış ve özdenetim için çağrıda bulunmuştur.

Dursun devamla diğer hususlarla birlikte marjinal temalı diziler hakkında yayın kuruluşlarının uyarıldığını bildirdi.

10 Şubat 2012 tarihinde Çanakkale’de düzenlenen Evlilik Hazırlıkları Fuarına katılan Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu Çanakkale’nin nüfusunun azaldığını belirterek genç çiftlere önerilerde bulundu:

İnşallah çok kişinin güzel yuva kurmasına ve mutlu bir şekilde hayat sürmesine vesile olur. Tabi Çanakkale’de de bekarların biran önce evlenmelerini tavsiye ediyoruz. Asgari 3 çocuk istiyoruz. Ama Çanakkale’de 5 olursa daha iyi olur.

Çanakkale’nin, ruhuna uygun davranması gerekir. Kentin nüfusunun 4 bin kadar azaldığını görünce doğrusu şaşırdım. Neticede bekarların bir an önce evlenmesi lazım. Burası da cennet gibi çok güzel bir şehir, biz de çok önem veriyoruz. Her türlü yatırımı yapıyoruz. Çanakkale ekonomik açıdan da çok gelişiyor. Özellikle nüfusu artsın diye bu fuara geldik.

Eski Cumhurbaşkanı Kenan Evren ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’da benzer dileklerde bulunmuşlardı.

Osman Durmuş’un Sağlık Bakanı olduğu dönemde Sağlık Meslek Liseleri Ödül ve Disiplin Yönetmeliği Sağlık Bakanlığı tarafından değiştirildi ve okul müdürüne bekaret kontrolü yetkisi veren şu değişiklik 13 Temmuz 2001’de yürürlüğe girdi:

Örgün Eğitim Dışına Çıkarma Cezasını Gerektiren Davranışlar Şunlardır:

d- Fuhuş yapmak ya da  cinsel ilişkiye girmiş olduğu tespit edilmiş olmak.

Yönetmelik Sağlık Meslek Liselerinin Milli Eğitim Bakanlığına devredilmesiyle, 23 Temmuz 2009’da yürürlükten kalktı. 31 Ocak 1995 tarihli Milli Eğitim Bakanlığı Ortaöğretim Kurumları Ödül ve Disiplin Yönetmeliği’ndeki “iffetsizliği tespit edilmiş olmak” maddesi ise 26 Şubat 2002’de kaldırılmıştı.

Eski Başbakan Turgut Özal 12 Ocak 1987’de kendisine başörtüsü hakkı için mektup vermek isteyen Cerrahpaşa Tıp Fakültesi öğrencilerden Nihat Kaya ile yaptığı kısa görüşmede, nişanlısının derse başı açık girmesi durumunda günahlarının devlet tarafından üstlenileceğini şöyle açıkladı:

Nişanlın başını inandığı için örtüyorsa devam etsin, ama derslere başı açık girsin. Böyle girerse bunun günahı onun değil, onu oraya öyle sokanlarındır. Bu kuralı koyanlarındır.

Saadet Partisi adına İstanbul İl Başkanı Selman Esmerer tarafından 20 Şubat 2012’de yapılan açıklamada toplu taşıma araçlarındaki yoğunluk ve taciz olaylarına karşı bir “pozitif ayrımcılık örneği” olarak metrobüslerde yeni bir uygulamaya geçilmesi önerildi:

Bu tarz sıkıntıların aşılması adına teklifimiz; her 3-4 araçtan sonra 1 adet pembe renkli metrobüsün sefere konulmasıdır. Bu durumda isteyen kadın yolcular normal seferdeki araçlarla, isteyen ise pembe renkli metrobüsü tercih ederek seyahat edebileceklerdir. Bu uygulama kadınların, yukarıda ifade ettiğimiz olumsuz seyahat koşullarını, asgariye indirecek ve huzurlu bir yolculuk etme imkanı sağlayacaktır.

Adına bakanlık kurup, hayat şartlarının kendilerine dayattığı, maddi- manevi zorlukları hafifletmeye çalıştığımız kadınlarımız için, İstanbul’da yapılacak bu uygulama bir “pozitif ayrımcılık” yaklaşımı olarak eminiz ki toplumun bütün kesimleri tarafından desteklenecektir.

Devlet Bakanı Ayvaz Gökdemir 1995 Mayıs ayında DEP milletvekillerinin tutuklulukları ve insan hakları ihlalleriyle ilgili olarak Türkiye’yi ziyaret eden Avrupa Parlementosu’ndan üç kadın milletvekilinin ziyaretiyle ilgili 8 Haziran 1995’de gerçekleşen Kilis gezisi sırasında şu cümleleri kurdu:

Ahlaklı siyaseti beceremeyenler, hapisteki hainleri dışarı çıkarmayı birinci madde olarak önümüze getiriyorlar. Avrupa’dan gelen bilmem ne temsilcileri fahişelerin hatırı için biz bu hainleri serbest bırakamayız.

Daha sonra, sözlerin her kesimden tepki toplaması üzerine, 9 Haziran günü kendini şöyle savundu:

Orospu değil, ahlaken şüpheli dedim. Ahlaksız olmadıklarını söyleyen, onların savunmasını üstlenen basınımız da onları niye ahlaklı bulduğunu, niye savunduğunu söylesin… Ben fahişe olup olmadıklarını bilmiyorum. Hiç ağır suçlama değil. Türk halkı kendi vatanını tehdit eden insanlara reaksiyonunu hangi kelimelerle ifade eder? … Kelimeler halkımızın kelimeleridir. Milli bir hassasiyeti, milli bir asabiyeti yansıtan kelimelerdir… Ben  Avrupa’da kim kimle düşer, kim kimle kalkar, kim kimin dostudur, oynaşır, bunun sicilini tutan bir adam değilim. Öyle de söylenebilir böyle de. Böyle söylemeye denk gelmiş böyle söylemişim.

AP milletvekili Claudia Roth bu sözler üzerine hakaret davası açmış ve kazandığı tazminatı kadın örgütlerine bağışlamıştı. Bu tepkiyi seks işçisi olarak çalışan kadınları aşağılamak için değil, kadına yönelik baskı ve şiddete son verilmesi amacıyla gösterdiklerini belirtmişti.

Başbakan Erdoğan, 31 Temmuz 2010’da Hatay’da katıldığı açılış töreninde ilköğretimde erkek öğrencilere 20, kız öğrencilere 25 lira ve orta öğretimde erkek öğrencilere 35 lira, kız öğrencilere de 45 lira destek verdiklerini söyledi ve bu desteği şöyle açıkladı:

Bu yardımı, bu desteği anneye veriyoruz, babaya değil. İşte kadın-erkek eşitliğinin istismarını yapanlara söylüyorum. Bak bu sadece bir tanesi. Biz burada anneyi ön plana çıkarırken şefkatte anne, babaya göre daha farklı olduğu için bu adımı, bu tercihi yapıyoruz, istismarını değil. Cennet annelerin ayakları altına boşuna konmadı.

19 Temmuz’daki kadın erkek eşitliğine inanmadığı yönündeki beyanını ise şöyle açtı:

Kadın-erkek fırsat eşitliği diyoruz. Haklar konusunda eşitlik diyoruz. Yoksa fiziki eşitlikten bahsetmiyoruz. Kadın-erkek fiziki olarak hiçbir zaman eşit olamaz. Bu mümkün değil. Mümkün olur mu? Erkek erkektir, kadın kadın. Ama bunlar birbirinin tamamlayıcısıdır. Her ikisi bir arada olduğu zaman birbirini tamamlar ve o zaman aile meydana gelir.

Öncel Özçizer ve Yılmaz Özdil’in köşeyazılarında İstanbul Eminiyet Müdürü Celalettin Cerrah’ın Münevver Karabulut cinayetinin akıbetini öğrenmek için falcıya gittiğini iddia etmelerinin ardından, 2 Haziran 2009’da İstanbul Emniyet Müdürlüğü şöyle bir açıklama yapıldı:

02.06.2009 tarihli Hürriyet Gazetesindeki Yılmaz ÖZDİL’in köşesinde “Fal’an filan …” başlığı altında Münevver Karabulut’un öldürülmesi olayının aydınlatılmasında, halk arasında falcı tabir edilen kişilere başvurulduğu şeklinde yalan bir habere yer verildiği görülmüştür. İstanbul Emniyet Müdürlüğü olayları pozitif bilim tekniklerinden yararlanmak suretiyle delilden sanığa giderek aydınlatmaktadır. Fal ve falcılara danışarak olay aydınlatılması asla söz konusu olamayacağı gibi İl Emniyet Müdürümüz Sayın Celalettin Cerrah da son yedi yıl içerisinde İzmir iline gitmemiştir. Ayrıca, Öncel Öziçer’in 27.05.2009 tarihli Yeni Asır Gazetesinde yayınlanan köşe yazısında ileri sürdüğü, İstanbul Emniyet Müdürü’nün İzmir İlinde bir falcıya gittiği yalan haberi ile ilgili de avukatlarımız aracılığıyla yasal işlemler başlatılacaktır. Gerçekle bağdaşmayan, suçlayıcı iddialara yer verilmesi objektif gazetecilik ilkeleri ile bağdaşmamaktadır.

3 Şubat 2012 günü Çorum İl Genel Meclisi’nde düzenlenen toplantıda, Eğitim Kültür ve Sosyal İşler Komisyonu Başkanı İbrahim Çırakoğlu’nun okuduğu raporda Kargı’da kız öğrencilerin okula gitme oranlarının yüzde 91 olduğunu söylenmesi üzerine, İl Genel Meclisi AK Parti üyesi Erhan Ekmekçi konuya esprili bir yaklaşım getirdi:

Evet, kızlarımız okuyor ama bu sefer de erkeklerimizi evlendirecek kız bulamıyoruz.

Recep Tayyip Erdoğan seçim öncesi, 17 Mayıs 2011 günü Malatya mitinginde şunları söyledi:

Artık Malatya’nın bir beklentisi var, bunu biliyorum. Bu da, malum, bir büyükşehir olma beklentisi. Sevgili kardeşlerim, burada biliyorsunuz bir sınır var. O da nüfusun 750 bin olması. Burada Malatya’mızın bir 10 bin açığı var. Şimdi bu 10 bin açığı Malatya’nın 2013’e kadar gidermesi lazım. Ne yapacaksınız? Şu anda Malatya’nın nüfus artış oranı binde beş. Bu iş binde beşle olmaz. Bunu binde 10’a çıkarırsak olur. Bak, bayanların ellerini görüyorum, bazıları üç diyor, bazıları dört diyor. Üç olursa yeter zaten. Yeter değil mi? Buna hazır mıyız? Tamam ama ses biraz az geliyor bana. Beyler, görüyorsunuz, ona göre şu iki yıl içinde burada bir 10 bin eksiğimizi giderdiğimiz anda mesele bitmiştir.

2 Mayıs 1999’da yapılan TBMM oturumuna başörtüsüyle katılan FP milletvekili Merve Safa Kavakçı, protestolar sebebiyle yeminini bitiremeden “Dışarı” sesleriyle Genel Kurul salonundan ayrıldı. Bunun üzerine söz alan dönemin başbakanı Bülent Ecevit, Kavakçı’ya yönelik olarak şu sözleri kullandı:

Türkiye`de hanımların giyim kuşamına, başörtüsüne özel yaşamlarında hiçkimse karışmıyor. Ancak, burası hiçkimsenin özel yaşam mekanı değildir. Burası, devletin en yüce kurumudur. Burada görev yapanlar, devletin kurallarına, geleneklerine uymak zorundadırlar. Burası, devlete meydan okunacak yer değildir. Lütfen bu hanıma haddini bildiriniz!

Ekim 1990’da otuz feminist kadının, Başbakanlığa bağlı olarak kurulan ve  ‘kadının çalışmasıyla birlikte yapısı bozulan Müslüman – Türk ailesini güçlendirme’ gibi çalışmalar yapan Aile Araştırma Kurumu’nun politikasını prostesto etmek için gerçekleştirdiği toplu boşanma eylemini, Recep Tayyip Erdoğan, bir toplantıda şöyle değerlendirdi:

Otuz tane feminist kadın… Bunlar evliymiş daha önce…İstediği zaman, istediği insandan çocuk doğurma hürriyetine sahip olmak istiyormuş. Onun için de ne yapmışlar, kocalarıyla anlaşarak boşanma davası açmışlar. Eee, o onun nikahsız kocası olacak, o da istediğiyle, istediği zaman işi bitirecek. Nereye götürülüyor bu toplum Allah aşkına! Dikkat edin, açık söylüyorum: Piçlerin yetiştirilmek istendiği bir toplum meydana getirilmek isteniyor.

2011 Temmuz’unda İzmir’de ailesiyle birlikte gittiği müzikholde polislerce gözaltına alınıp götürüldüğü Karabağlar polis merkezinde ağır şekilde darp edilen Fevziye Çetin’e yapılan kötü muameleyi gösteren kamera kayıtlarının Aralık ayında medyada yer alması üzerine İzmir Emniyet Müdürlüğü 9 Aralık 2011’de bir yazılı açıklama yaparak polis kamerasının olayı “zapt altına” aldığını belirtti ve darpın “gerekçesi” için şu ifadeleri kullandı:

Karabağlar İlçe Emniyet Müdürlüğü Karabağlar Polis Merkezi idaresi, Yeşillik Caddesi üzerinde faaliyet gösteren Çetin Müzikhol isimli iş yerinde genel uygulama yapan Asayiş Şube Müdürlüğü’ne bağlı ekiplerin yaptıkları kontrollerde kons yaptığı anlaşılan Fevziye Cengiz isimli bayanın kimliksiz olması ve alkollü halde görevli memurlara zorluk çıkartarak mukavemette bulunması üzerine hakkında gerekli işlemleri yapmak amacı ile ekip otosuna alınacağı sırasında direnmeye ve hakaret etmeye devam etmesi üzerine görevlilerce zor kullanmak suretiyle muhafaza altına alınarak Karabağlar polis Merkezi Amirliği’ne intikal ettirilmiştir.

İçişleri Bakanı İdris Naim Şahin de konuyla ilgili olarak polisin çok üzerine gelindiğini belirterek darpçı polisleri “Konak Meydanı’nda mı asalım? diye sormuştu.

Dönemin CHP Genel Başkanı Deniz Baykal 14 Eylül 2005 tarihli Takvim gazetesinde yer alan röportajında, Türkiye’de artık etnik ayrımcılığın olmadığını söylerken şu sözleri sarf etti:

Daha geçenlerde Kürt kökenli bir milletvekili ile Karadenizli eski milletvekili Eyüp Aşık’ın oğlu evlendiler. Bu tür evlilikler yıllardır gidiyor. Kaçıncı kuşak bu. … Bakın, parayı kim verirse Boğaz’da evi alıyor. Eğer istiyorsa, İstanbul’daki en güzel kızı da alıyor, mankenini de, ev kızını da, çalışan hanımları da. Kimseye evlenirken etnik köken sorulmuyor. Ya da başka bir şey. Türkiye’yi beraber paylaşıyoruz.

Rize Belediye Başkanı Halil Bakırcı da 2009’da, Kürt meselesini çözmek için ‘doğudan kız alış-verişi’ önerisini getirmişti.