Arşiv

Tag Archives: susurluk

Susurluk kazası sonrası ortaya çıkan derin devlet ilişkilerini açıklığa kavuşturmak amacıyla Başbakanlık Başmüfettişi Kutlu Savaş’ın hazırladığı Susurluk Raporu’yla ilgili 23 Ocak 1998 tarihinde konuşan DYP Genel Başkanı Tansu Çiller, raporu şu sözlerle niteledi:

Elinizde ne varsa getirin suçluların yakasına yapılaşım, dedik. Millet hala o belgeleri, o kasetleri bekliyor. Nerede o kasetler? Devletin savunma refleksini tahrip ediyorlar. Masalcı Ninenin masallarıyla hem de.

Çiller, Susurluk kazasında hayatını kaybeden ve sonrasında derin devletin en önemli tetikçilerinden biri olduğu iddia edilen Abdullah Çatlı’yı da saygıyla andığını söylemiş, Susurluk’ta ilişkilerin aydınlığa kavuşması için gösteri yapanları da bölücü olarak nitelendirmişti.

Eski Saadet Partisi Genel Başkanı Necmettin Erbakan, CNN Türk’te 20 Mart 2012’de yayınlanan 28 Şubat belgeselinde yer alan röportajında kendisine Susurluk kazası ve bu kaza sonrası ortaya çıkan “Aydınlık için Bir Dakika Karanlık” eylemleri için başbakanlığı sırasında yaptığı gulu gulu dansı benzetmesi sorulduğunda şöyle konuştu:

Çünkü milli menfaatlerimizi hiçbir zaman hesaba katmıyorlar. Kime alet olduklarının farkında değiller. O sebepten dolayı ne olduğunu bilmeden yaptıkları bir hareket… Gulu gulu dansı zencilerin yaptıkları danstır. Zenciler de kültürsüz ve bilgisizdir.

12 Aralık 1996 tarihli DYP Grup toplantısında konuşan Başbakan Yardımcısı Tansu Çiller Susurluk kazasıyla ilgili şu değerlendirmeyi yaptı:

Ortaya atılan iddiaların ardından belgeler var dendi, ancak belgeler çıkmadı. Ne belge varsa çıksın? Belge çıkmıyor, ama bir işaret. İşaret nedir? İstanbul Emniyeti’nde var. İstanbul Emniyeti’nden yazılı cevap geliyor, bizde belge yok diyor. Ya biri ya diğeri doğruyu söylemiyor. Olay sadece doğruyu söyleyip söylememeyle sınırlı kalmadı. Önemli olan şu: Türkiye Cumhuriyeti Devleti, Cumhurbaşkanı makamından polis teşkilatına, meclisine kadar bir töhmet altında bırakılmıştır.

Yunanlının bize yapamadığını üzülerek söylüyorum, kendi elimizle imkan vererek, kendi kendimizi arkadan bıçaklamışçasına bir durumla karşı karşıyayız. Bizi gerçekten üzen bu. Devlet, yargısız infazla itham edilirken yargısız infaz yapıldı. İnfaz için şüphe yeterli değildir. Hukuk devleti açısından bakarsanız bu, bir hezeyandır. Yargılama yerine öfkeyi, delil yerine şüpheyi koyamazsınız. Herşeyin doğrusunu bilen Allah bile kullarını yargılarken şahit arıyor, delil arıyor. Bunu içinde Allah korkusu olmayanlara anlatamazsınız.

Mesut Yılmaz, Enver Aysever’e verdiği ve 23 Aralık 2011’de Birgün gazetesinde yayımlanan demecinde, özellikle Susurluk kazası özelinde derin devlet yapılanması üzerine konuştu ve nelerin devlet sırrı sayılması gerektiğine dair örnekler verdi:

Devlet sırrı dışındaki tüm bilgiler raporda var. Devlet sırrı olanlar Azerbaycan’da darbe girişimi, Yunanistan’a orman misillemesi gibi konular.

Yunanistan’ın bu açıklamalara tepki göstermesi ve Yunan hükümetinin ortaklarından Yeni Demokrasi Partisi Dış Politika Sorumlusu Panos Panayotopulos’un hükümetten zararlarının tazmin edilmesini istemesi üzerine Yılmaz, 27 Aralık 2011’de yaptığı yazılı bir açıklamada söylediklerinin yanlış anlaşıldığını belirtti ve şu açıklamaları yaptı:

Konu tamamen bir yanlış anlamadan kaynaklanmaktadır. Sayın Enver Aysever ile yaptığım bir telefon görüşmesinde devlet sırrı kavramının hangi hallerde geçerli olduğu sorusu üzerine bunun münhasıran dış politika konularıyla ilgili olduğu, örneğin 90′lı yıllarda Ege sahillerimizde meydana gelen orman yangınlarının Yunan gizli servisiyle ilişkili olduğuna ilişkin değerlendirmelerin, bu bilgiler kanıtlanmadıkça yayınlanmasının dış politikamız açısından sakıncalı olacağı ifade edilmiştir. Anlaşılacağı gibi olay Yunanistan’daki değil Türkiye’deki orman yangınlarıyla ilgilidir.

4 Kasım 1997 tarihinde gazetecilerin Susurluk kazası ile ilgili sorularını yanıtlayan DYP Genel Başkanı Tansu Çiller, kazayla ortaya çıkan derin devlet ilişkilerinin aydınlatılmasını isteyen ve bu amaçla 1 Kasım 2011 günü Susurluk’ta bir gösteri yürüyüşü düzenleyen 25 bin kadar protestocu için şu sözleri kullandı:

Bir yıl sonra Susurluk’ta bu devletin, bu milletin bölücü diyebileceği gruplar toplandı. Millete, devlete sövdüler. Susurluk’ta adeta bölücülük bayraktarlığını yaptılar. 

Bu sözler üzerine bir gazetecinin “Meydanlarda demokrasi diyorsunuz. 25 bin kişiyi bölücü diye nitelendirmek nasıl bir duygu?” diye sorması üzerine şöyle konuştu:

Ellerinde belge olduğunu söyleyenler hala hiçbir şey ortaya çıkarmıyor. Onlara niye bu nasıl bir duygu diye sormuyorsunuz?

Çiller, Susurluk kazasında hayatını kaybeden ve sonrasında derin devletin en önemli tetikçilerinden biri olduğu iddia edilen Abdullah Çatlı’yı da saygıyla andığını söylemişti.

1997 yılında dönemin Refahyol hükümetinde yer alan Necmettin Erbakan, Susurluk Kazası sonrası gündeme gelen derin devlet yapılanmasının aydınlatılması ve yargı önüne çıkarılması için başlatılan  “Sürekli Aydınlık İçin Bir Dakika Karanlık” eylemini

Bildiğimiz meşhur gulu gulu dansı

olarak nitelendirmişti.

Dönemin Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Tansu Çiller 1996 yılında gerçekleşen Susurluk Kazası üzerine partisinin Kasım ayında gerçekleşen grup toplantısında Abdullah Çatlı’yı kast ederek şu yorumu yaptı:

Bu ülke uğruna, devlet uğruna kurşunu atan da, kurşunu yiyen de her zaman bizim için saygıyla anılır, onlar şereflidirler. Bizim bu konuda söyleyeceklerimiz bundan ibarettir.